Cehri Zikir Hakkında

Cehri Zikir Hakkında..

Kadı Beydavi (r.a), ‘Eğer sözü gizleyecek olursan bil ki; O (Allah), gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir’ (Taha, 7) ayetini açıklarken şunları söylemiştir: ‘Eğer Allah’ın zikrini ve ona yaptığın duayı gizleyecek olursan iyi bil ki; Allah’ın senin açıktan söylemene ihtiyacı yoktur. Çünkü O, gizli olanı da gizlinin gizlisini de bilmektedir. Daha gizli denilen husus (ahfa) nefsin zamirinin (kalbin iç derinliklerinden) ibarettir. Bu ayetten anlaşılıyor ki, zikir ve duanın cehri olarak okunmasının meşru olmasının sebebi, onu Allah’a bildirip duyurmak için değil, nefsin kendisine zikri tasvir edip yerleştirmek, nefsi başka şeylerle meşgul olmaktan alıkoymak ve Allah’a karşı yapılan yalvarış-yakarışları nefse iyice sindirmeye yöneliktir.’

Kaşani (k.s) de söz konusu ayetin açıklamasında şu görüşlere yer vermiştir: ‘Ayette insanların dikkati şu hususa çekilmektedir; açıktan zikretmek, onu nefse sindire sindire yerleştirmek, kurb-i ilahiye zarar verecek şeylerden nefsi uzaklaştırmak içindir, yoksa Allah’a duyurup, bildirmek için değildir.Bununla beraber ayette gösteriş gibi şeylerden sakındırmayı anlamak da mümkündür. Nitekim; ‘Rabbini kendi kendine yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle (zikredip) an!’ mealindeki ayette de bu hususa dikkat çekilmektedir.

Keşşaf tefsirinde de şöyle denilmiştir: Ayette (Taha, 7) geçen ifadeler insana şunu öğretiyor: zikirlerin açıktan yapılması, onu Allah’a duyurmak için değil, başka maksatlar içindir.”

Sünbül Efendi, -Risale-i Tahkikiyye-

Riyadan korkulduğu, namaz kılanlar eziyet görecekler ve uyuyanlar rahatsız olacaklar diye korkulduğu vakit gizlice söylemek efdaldir. Eğer bu engeller yoksa sesli söylemek daha efdaldir. Çünkü sesli söylemek daha fazla ameli gerektirir. Bir de onun faydası onu dinleyenlere sirayet eder. Zikredenin kalbi uyanır, gayreti tamamen (Hakkı) düşünceye yönelir. Benliğini tamamen zikre verir. Uykusu açılır ve neşesi daha da artar.”

İmam Nevevî; Kur’an-ı Kerîm okunması hakkında; “riyadan korkulan yerde, namaz kılanlara eza verecekse veya uyuyanları rahatsız edecekse gizli okuma efdaldir, bunun dışındaki durumlarda cehri olanı fazilettir. Bu amelin faydaları dinleyenlerin çokluğu ile artar. Şüphesiz bu, okuyanın kalbini uyandırır düşüncesinde himmetini toplamasına vesile olur. Uykuyu defeder, gayreti artırır” buyurmuşlardır.

İmamı Suyuti (Rahmetullahi Aleyh): “Cehri, hafi ve ikisinin beraber yapıldığı zikirler hak-kında hadisler varid olmuştur. Bu hadisler cehri ve hafi (gizli) zikrlerin müstehap (sevap) olmasını gerektirir.” Yine İmamı Suyuti şöyle buyuruyor: “Cehri zikir hafi zikirden faziletlidir. Çünkü nice in-sanların ağzından çıkan zikir sesi diğer bir insanın kalbini uyandırmada ve onun hissiyatını Allah (Celle Celalühü) yöneltmede tesirlidir. Uykuyu dağıtır, dinçliği arttırır.”

İmamı Nevevî (Rahmetullahi Aleyh): “Zikredenler cemaat halinde zikrediyorlarsa onlar hakkında evlâ olan zikri sesli yapmalarıdır. Eğer zikir ya¬pan tek kişi olup, havastan ise (yani tarikata girip gereğe ermiş kişilerden ise) hafi (gizli) zikir yapması evladır. Ve eğer zikir yapan kişi tek kişi olup avamdan ise cehri (sesli) zikir yapması evladır.”

Es-Seyyid Muhammed Mehdi (Rahmetullahi Aleyh): “Kim cehri zikrin bid’at olduğunu söylerse hata etmiş olur. İbn-i Mesud’dan (Radıyallahu Anh) ve başka ravilerden gelen sahih hadisi görmüyorlar mı? Yüksek sesle zikir yapmak Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) za-manında vardı. İnsanlar farz namazlarını kıldıktan sonra mescide halka kurarlar cehri (sesli) bir şekilde Allah (Celle Celalühü)’ı zikrederlerdi.”

Şeyhu-l İslam Sıraceddin Ömer İbn-ü el-Belkîni (Rahmetullahi Aleyh): Şeyhülislam’a şöyle soruldu: “Sofilerden bir gurup toplanıp Allah (Celle Celalühü)’ı cehri şekilde zikrediyor-lar, sallanıyorlar ve bununla kendilerine gelecek manevi bir bereketi bekliyorlar. Bunların yaptıkları doğru mu? Bunlar inkâr edilip yalanlanabilir mi? Şeyhülislam cevaben: —Bu konuda onlar inkâr edilemez, onların yaptıklarına şer’i bir mani yoktur. Onları inkâr edenin tazir ile cezalan-dırılması lazımdır. Şu âlimler de bu fetvayı aynen vermiş-lerdir:

1-İmamı Nureddin Halebiyyi-l Ahmedi (Rahmetullahi Aleyh).

2-Şeyhu-l Celil Hüseyin bin Ali et-Turi el-Hanefi (Rahmetullahi Aleyh).

3-Âlim Fazıl Şeyh Osman el-Futuhiyyi-l Hanbelî (Rahmetullahi Aleyh).

4-Şeyhu-l Kebîr Veliyyullah en-Nibtitî el-Hanefî (Rahmetullahi Aleyh).

5-Alleme Şeyh İbrahim b. Ebi Şerif eş-Şafii (Rahmetullahi Aleyh).

Seyyid Abdulkadir Geylani (Kuddise Sirruhu): Zikredecek kişi güzel bir abdest alarak şiddetli bir vurma ve yüksek bir sesle zikretmelidir. Böylece zikredenlerin batınlarında zikrin nurları hasıl olur. Ve onların kalpleri bu nurlar sebebiyle ebedi uhrevi bir hayatla hayat bulur.

Aziz Mahmut Hudayi (Kuddise Sirruhu): Zikirde cehr (sesli zikir) mübtedi için tavsiye edilir. Çünkü sesli zikrin tesiri daha büyüktür. Havatırı kalpten çıkarışı daha çabuktur. Çünkü şiddetli zikir katı kalbe ulaş-tığında ondan ateş çıkar ve gözdeki perdeyi yakar. Gözün perdesini kaldırır. Ardından da insu cinin ameline denk olacak Rabbani cezbeler zahir olur. Kalp kurb fezhasına yükseldiğinde kuvvet bulur. Ve hiçbir gözün görmediği hiç¬bir kulağın duymadığı harikulade şeyler görür ve duyar. Şunu da bilki dil ile yapılan zikirde hedeflenen Mevla ka-tında sadık ve makbul bir kul olmak için kalbin heva ve sivadan sıyrılmasıdır.

Keşşaf sahibi Zemahşeri, “O namaz kılıp da namazlarından habersiz olanların vay haline! Ki onlar gösteriş yaparlar” (Maun, 107/4-6) ayetini
açıklarken şu görüşlere yer vermiştir: Açıktan yapılan salih ameller –eğer farz cinsinden ise- onlara riya girmez. Çünkü farzları açıktan yapıp ilan edip teşhir etmek gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuş: “Allah’ın farz kıldığı ibadetlerde riya girmez” Çünkü onlar İslam’ın alametleri ve dinin şiarlarıdır. Bunun yanında farzları terk eden kimse kötülemeyi ve nefret edilmeyi hak eder. O halde bu konudaki ithamların olmaması için farzlar açıktan yapılmalıdır. Farz olmayan –nafile türü- ibadetlerde böyle bir töhmet söz konusu olmadığı için gizli olarak yapılması daha uygundur. Bununla beraber, eğer başkasına güzel bir örnek olmak gibi halis bir niyet varsa, onun da açıktan yapılması güzel olur.”

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ey Ebu Hureyre! Ölülere kelime-i tevhidi telkin edin. Çünkü bu kelime bütün günahları silip
götürür. (Ebu Hureyre diyor) Dedim Ey Allah’ın Resulu! Bu ölü içindir ya diriler! Hz. Peygamber (s.a.s.) “Bu kelime-i tevhid hem ölüler hem de diriler için söz konusudur, bütün günahları silip götürür” buyurdu.
Açıktır ki telkîn ancak cehrî –sesli olarak- yapılabilir.

Yine sahih bir rivayete göre, İbn Mesud (r.a) mescidde toplanarak yüksek sesle zikredip salavat getiren bazı insanların bu durumunu duyunca, derhal oraya gidip onlara: “Sizin bu tarzınız, Hz. Peygamberin (s.a.s.) hayatında hiç rastlamadığımız bir durumdur. Ben sizi bidatçı olarak görüyorum” dedi ve bunu tekrar ede ede onları mescidden dışarı çıkardı… buna ne dersiniz?

El-Cevap: Evvela İbn Mesud’tan yapılan bu rivayet sahih değildir. Çünkü bu rivayet daha önce bildirdiğimiz Kur’an’ın açık naslarına, sahih olan nebevi hadislere ve kerrubi meleklerin yaptıklarına muhaliftir. “Allah’ın mescitlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir?” (Bakara, 2/114) ayeti ortada olduğuna göre, bu rivayet sadece bir iddiayı doğrulamak uğruna Hz. İbn Mesud’a yapılan en büyük bir iftiradır.

Şeyhü’l İslam Ebu Hafs es-Sühreverdi (r.a)nin bazı sözlerini gördüm ki şöyle diyordu: “Kulun bünyesi, vücudu geniş bir şehre benzer.
Uzuvları, organları ise, o şehrin sakinleri mesabesindedir. Kulun zikir esnasındaki uyanık şuuru, söz konusu şehrin kapısında bulunan minareye çıkıp ezan okuyan bir müezzin gibidir. Çünkü böyle ciddi ve hakikatlı bir zikir sahibinin kalbini ve diğer duygularını ikaz eder. Zikrin dil ile yapılması da kendisini ayrıca ikaz edip uyandırır, kalbini ve diğer organlarını sulamaya başlar. Böylece o zikirden kişinin dil ile yaptığı yakarışlar, kalp kubbesinde yankılanmaya başlar. Nefis şehrinin ahalisi de bu zikir sayesinde huzura gelirler. Zihin ve hissin dağınık olan askerleri bir araya gelir. Kişi bir parçasıyla (lisan ile) zikir eder, ancak bütün varlığıyla onu dinler. Böylece kelimeler lisandan kalbe intikal eder. Kalp ise onunla nurlanır. Artık değişik hallere karşı mücadele gücünü kazanır. Sonra kalpteki nurun dışa yansımasıyla, güzel/salih ameller gibi iyi ürünler bitmeye başlar.”

Şira’tu’l-İslam’da denilmiş ki; Gafiller arasında zikredenlerin bulunması, onlar için bir ganimettir. Bu kitabın şerhinde ise şöyle denilmiştir: Çarşı-Pazar gibi kalabalık, izdihamlı yerlerde zikretmek, çoğu zaman ordaki gafil ve fasık olan kimselerin uyanmasına sebep olur. Özellikle herkesin fısk ile (veya lüzumsuz şeylerle) meşgul iken, o yerleri Allah’ın zikriyle şenlendirmek niyetiyle sesli zikir yapılırsa sevabı çoktur. Çarşı-pazarda yapılan zikir başka yerlerde yapılanlardan daha faziletlidir. (el-Bezzazî bunu nakletmiştir.)

 

Kaç Yıldız Verirsin?:

Bir Cevap Yazın

Konu Etiket Arşivi