Sitemizde Bulunan Ziyaretçi sayisi
1


Pazartesi187
Salı253
Çarşamba279
Perşembe214
Cuma246
Cumartesi244
Pazar175
Toplam:432,409
En Çok:2,070

Pir Seyyid Sultan Hasan Hüsameddin Uşşaki (k.s) hazretlerinin Kasımpaşada Kendi dergahında bulunan Kabr-i Şerifleri

 

HALVETİ UŞŞAKİ

Halvet kelime anlamı itibariyle birisiyle yalnız kalmak yalnız görüşmek anlamlarına gelmekte iken terim- sel yani tasavvufi anlam itibariyle de insanlardan uzak bir mekanda Allah ile baş başa kalmak tenha bir mekanda insanlardan uzak olarak Allah'a ibadet etmek onu zikretmek kastıyla oturmak anlamlarına gelmektedir. İşte bizim bu sayıda anlatmaya çalışacağımız Halveti tasavvuf ekolünü temsil eden bir çok zevatın bu Halvet yaşamına önem vermesinden dolayı mensubu bulundukları bu tarikata HALVETİ ismi verilmiştir.

Kaynakların verdiği bilgiye göre tarikatın kurucusu Ebu Abdullah Sıracettin Ömer bin Ekmülid- din Ellahici El Halveti'dir( ö:1397). Ömer El Halveti bugün İran sınırları içerisinde kalmış olan Lahicanda dünyaya gelmiş gençlik yıllarında Harizimme giderek amcası Ahi Muhammed Nurul Halvetinin (ö:1317) irşat halkasına dahil olmuştur ve ondan hilafet almış amcasının vefatıyla birlikte de onun yerine geçerek irşat faaliyetlerine başlamıştır. Daha sonra Tabriz şehri yakınlarındaki Hoy kasabasına oradan da Mısır ve Hicaza geçerek Hac farizasını yerine getirmiş Sultan Üveysin daveti üzerine Herata gelip yerleşmiş ve vefatına kadar burada irşat faaliyetlerini sürdürmüştür.

Ömer El Halveti yedi kez Hac yapmıştır. Rivayete göre; Bir gün sahrada dolaşırken içi boş bir çınar ağacı görerek erbaine niyet eder ve burada üst üste kırk erbain çıkarır. Yani 40 x 40 = 1600 gün burada yalnız başına ibadetle meşgul olur. İşte bu sebepten dolayı veya amcası ve şeyhi Nurul Halveti'nin Halveti lakabını kullanmasından dolayı bu tarikata Halveti denile geldiği de söylenmektedir.

Halveti tarikatı'nın kurucusu Ömer El Halveti olmakla birlikte tarikatı sistemleştirerek asıl hüviyetine kavuşturan kişi tarikatta Piri sani yani ikinci pir kabul edilen Seyyid Yahya Şirvani (ö:1427) dir. Halveti tarikatı Seyyid Yahya Şirvani- nin ve de onun yetiştirmiş olduğu 300’ün üzerindeki halifeleri vasıtasıyla İslam dünyasının bir çok yerine yayılmıştır.

Seyyid Yahya Şirvani Şirvan'ın merkezi Şemahşi'de doğmuştur. Soyu On iki İmamdan Musa Kazım hazretlerine dayanmaktadır. Tebriz’e gelerek Halveti şeyhlerinden Sadruddi-ni Hiyaviye intisap etmiş ve onun damadı olmuştur. Hilafet aldıktan sonra şu an Azerbaycan'ın başkent'i olan Bakü'ye giderek vefatına kadar burada irşat faaliyetleriyle uğraşmıştır. Kabri Bakü de Şirvanşahlar Sarayındadır. Seyyid Yahya Şirvani bir çok kıymetli eserler yazmış, bunlardan en önemlisi Halveti tarikatı'nın ve bütün kolları'nın evrad kitabı sayılan Vird i Settar'dır.

Halveti tarikatı Yahya Şirvani'den sonra RUŞENİYE- Dede Ömer Ruşeni (ö:1487), CEMALİYE- Cemal El Halveti (ö:1494) , AHMEDİYE- Ahmed Şemseddin Marmaravi (ö: 1504) , ŞEMSİYYE- Şemsettini Sivasi (ö: 1597) olmak üzere dört ana kola ayrılmış, bunlardan da çeşitli alt şubeler meydana gelmiştir.

Halveti tarikatı tasavvuf ekolleri içerisinde en çok kol ve şubesi bulunan bir tarikat olması hasebiyle önemli bir yer arz eder. Bu kol ve şubeler asıl itibariyle Halveti tarikatı'nın aynı olup furuat diyebileceğimiz bazı konularda birbirinden ayrılmaktadır. Halveti tarikatı'nın esasını oluşturan unsurları şu şekilde sıralayabiliriz;

1- Halvet hayatına önem vermek,

2- Kelime-i Tevhit ve Esma-i Seba denilen yedi esma ile zikretmek,

3- Rüya ve vakıalara göre Seyri Süluk'a yön vermek.

Halveti tarikatında tüm cehri tarikatlarda olduğu gibi nefsin yedi mertebesi olduğu kabul edilmekte ve Esmaül Hüsna'dan seçilmiş olan yedi isimle bu nefis mertebelerini terbiye etme yoluna gidilmektedir. Her bir nefis mertebesine karşılık gelen esma'yı şu şekilde sıralayabiliriz.

Kelime-i Tevhit- Envare, Allah- Levvame, Hu- Mülhime , Hak- Mutmainne, Hay- Raziye, Kayyum- Merziye, Kahhar esması ise Safiyye nefs mertebelerine karşılık olmak üzere verilmektedir. Genellikle tarikata yeni giren kişinin nefsinin Emmare mertebesinde olduğu kabul edilerek kendisine Kelime-i Tevhid çekmesi telkin olunmakta ve zaman içinde derviş bu virdi çekerek bulunduğu nefs mertebesini terbiye edebilirse kendisine bir üst makamın virdi verilmektedir. Bu husus şu şekilde olmaktadır; Kişi bulunduğu mertebenin virdiyle meşgul olurken eğer nefsini terbi- ye edebiliyorsa bu durum kişinin rüya alemine tesir etmekte ve görülen rüyalar mürşide anlatılmaktadır. Anlatılan bu rüyalarda kişinin bulunmakta olduğu nefs mertebesini terbiye ettiğine dair bir işaret var ise o kişiye mürşidi tarafından bir üst makamın esması telkin olunmaktadır.

Halveti tarikatında esas itibariyle esma sayısı yukarıda da belirttiğimiz gibi nefsin yedi mertebesine kar- şılık gelmek üzere yedi esmadan müteşekkil iken bu tarikata mensup bazı Piran’ların iştihadı ile bu sayı on ikiye, on sekize hatta yirmi sekize çıkartılmış, esmaların yerleri veya çekilen esmalar değiştirilmiştir. Mevcut kaynaklara göre esma sayısını ilk defa on ikiye çıkaran zatın Yahya Şirvani'nin halifesi Dede Ömer Ruşeni olduğu beyan edilmekte ise de Ruşeni'den önce Yahya Şirvani hazretlerinin Esrarüt Talibin adlı eserinde ilk yedi mertebe ve esmaya ilave ola- rak esma isimlerini vermeden beş mertebeden daha bahsetmiş ve bu beş mertebeye karşılık gelen esmaların da çekilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

Dede Ömer Ruşeni'nin tertip etmiş olduğu on iki esma şu şekildedir; La İlahe İllallah, Ya Allah, Ya Hu, Ya Hak, Ya Hay, Ya Kayyum, Ya Kahhar, Ya Vehhap, Ya Fettah, Vahit, Ehad, Samed esmalarıdır. Bugün Halveti’ye tarikatının mevcut olan bir çok kol ve şubesi bu tertip üzere zikretmektedir.

Halveti’ye tarikatının halen yaşayan kollarından biri de tarikatın dört ana kolundan AHMEDİYYE- Ahmed Şemsettin’i Marmaravi'nin (ö:1504) bir şubesi olan UŞŞAKİYE’dir.

Uşşaki’ye şubesinin kurucusu Hasan Hüsamettin El Buhari El Uşşaki (1475-1593)'dir. Hüsamettin Uşşaki aslen Buharalı'dır. Babasının ismi Hacı Teberrük olup tüccar'dır. Hüsamettin Uşşaki Hz.leri Buhara’da doğmuşlar ve elli yaşlarına kadar burada ikamet etmişlerdir. Yaşamlarının bu safhasına ait elde fazla bir belge mevcut olmamakla birlikte Buhara da iken kardeşi Mehmed Çelebiyle Babaları'nın mesleği olan tüccarlığı devam ettirdiği ve bu arada Kübreviyye ve Nurubahşiyye tarikatlarından Feyz aldığı hatta bu tarikatlardan hilafetli şeyh oldukları rivayet olunmaktadır. Hüsamettin Uşşaki elli yaşlarına geldiklerinde bir manevi işaretle Anadolu'ya gelmişlerdir. Burada Halveti ricalinden İzzettin Karamaninin halifesi ve Ümmi Sinan Hz.lerinin tarikat kardeşi Şeyh Ahmed Semerkandi'ye intisap etmişler ve bu zattan Halveti icazeti alıp uzun yıllar Uşşak şehrin de irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bilahare Sultan 3. Murat'ın davetlisi olarak İstanbul'a gelmişler ve İstanbul’da iken Halvetiye'nin Sinaniye şubesinin kurucusu Pir Ümmi Sinan'dan da ayrıca taç ve hırka giymişlerdir. Hüsamettin Uşşaki 121 yaşlarına geldiklerinde Hac yolculuğuna çıkmışlar ve dönüşte Konya’da vefat etmişlerdir. (1593)Uşşaki’ye tarikatı Hasan Hüsamettin Uşşaki tarafından Kübrevi, Nurubahşi ve Halveti tarikatlarının usulleri mecz edilerek içtihat edilmiş bir tarikat olmakla birlikte tasavvuf literatüründe Halveti tarikatı'nın asli kollarından Ahmediyye’nin bir şubesi olarak kabul edile gelmiştir. Ve genel özellikleri itibariyle de Ahmediyye'nin ve dolayısıyla Halvetiye'nin aynısı olup bazı teferruat diyebileceğimiz konular da farklılık arz etmektedir. Uşşaki ekolünde de aynen Halveti tasavvuf ekolünde olduğu gibi Halvet hayatı'na, esmai seba zikrine, rüya ve vakıalara göre seyri süluk takibine önem verilmektedir. Ayrıca yukarıda beyan ettiğimiz gibi tariki Halveti Piranının bazısı esma sayısını on iki kabul etmiştir. Uşşakiye'nin bağlı bulunduğu Ahmediyye kolunun kurucusu Ahmed Şemseddin Marmaravi'ye göre de esma sayısı on iki'dir ve kendisinin eserlerinde beyan ettiği esma sıralaması Dede Ömer Ruşeni'nin tertip ettiği sıranın aynıdır. Dolayısıyla Uşşaki’ye de Ahmediyye’nin bir kolu olması hasebiyle esma sayısı on iki olup şu şekilde sıralanmaktadır;

La İlahe İllallah, Ya Allah, Ya Hu, Ya Hak, Ya Hay, Ya Kayyum, Ya Kahhar, Ya Fettah, Ya Vahit, Ya Ehad, Ya Samed ve Allah esmalarıdır. İlk yedi esmaya Atvar-ı Seba veya Esmai seba geri kalan beş esmaya da Hazret-i Hamse veya Furuat-ı Hamse denilmektedir. Yukarıda görülecek gibi Uşşakiye’nin esma sıralamasında şuan için tespit edemediğimiz bir nedenle yedinci esmadan sonra gelen Vehhab esması yoktur. Ancak Hüseyin Hüsnü Aziz Efendinin halifesi Kazmi sultan Hz.lerinin silsilesinden gelen bir kolda Vehhab esmasının telkin edildiğini, Fatih Nurullah Efendininde aldığı manevi işaretler ve Ahmet Şemsettin Yiğitbaşi Hz.lerinin telkin ettiği Atvarı Seba ve Furatı Hamse esmalarındaki sıralamaya binaen Vehhap ismi şerifinide ihvanına telkin ettiğini bilmekteyiz. Diğer meşreblerde ise bunun yerine son esma olarak Allah esması okunmaktadır ki sondaki bu Allah esmasının da tarikatta Pir-i sani olarak kabul gören Cemalettin Uşşaki'ye, Hz. Ali'nin rüyasında öğrettiği ve o zatında bu esma'yı tarikatta içtihat ettiği rivayet olunmaktadır. Ve bu zattan sonra da Uşşakiye’nin devam eden tüm silsilelerinde bu husus devam etmiştir. Ayrıca Tarik-i Uşşaki de bu esmalar zikredilirken sondaki Allah esması hariç olmak üzere her bir esmanın “Ya” nidası eklenerek okunması usuldendir. Ve yine Tarik-i Uşşaki'nin günümüzde İç Anadolu da devam eden bir kolunda Hüsnü Gülzari Hz.leri ismindeki bir zata nisbeten ve Fatih Nurullah Efendinin hakikatte piri olan bu zatla görüşerek aldığı bilgiyle isimlendirdiğini söylediği Uşşakinin “RUHZARİ” kolunun silsilesinde de cem esmaları olarak dörtlü esma talim edilmekte, bu son dört esmaya “Cem” esmaları denilerek, dördü birden yani;” Vahit, Ehad, Samed Allah” şekliyle telkin edilmektedir. Uşşaki tarikatının merkezi, Pirin kabri bulunduğu için İstanbul sayılmakla birlikte, başta Trakya ve Ege Bölgesi olmak üzere Anadolu'nun dört bir tarafına yayılmıştır. Hatta günümüz itibariyle İslam dünyasının bir çok yerinde Uşşaki mensupları bulmak mümkündür. Uşşaki hazretlerinin eldeki mevcut belgelere göre doksan dokuz halifesi bulunduğu tespit edilmekle birlikte kendisinden sonra yol en kıdemli halifesi Memican-ı Saruhani (Ö:1599) tarafından devam ettirile gelmiştir. Uşşaki’yeden sonraları Cemalettin Uşşaki (Ö : 1751) ile nispet edilen CEMALİYE – Ahmet Cahidiye(Ö:1659) nisbet edilen CAHİDİYE Abdullah Selahatdin Uşşakiye (Ö:1782) nisbet edilen SELAHİYE Muhyiddin Bursavi (ö :1680)'ye nisbet olunan MUSLUHİYE Ahmet Talib İrşadiye nisbet edilen İRŞADİYE ve son olarak Hüsnü Gülzariye (ö:1965) nisbet olunan RUHZARİYE şubeleri tesis edilmiştir. Bu kollardan CEMALİYE SELAHİYE İRŞADİYE ve RUHZARİYE günümüz Uşşaki silsilelerince temsil edilirken CAHİDİYE ve ona bağlı olarak çıkan MUSLUHİYE şubeleri zaman içerisinde inkıtaya uğramışlardır

 

           RUHZARİ-NURANİYYE-İ UŞŞAKİYENİN TASAVVUFİ GÖRÜŞLERİ

Hüsnü  Gülzarinin  gül  bahçesi  ve  onun  yetiştirdiği  gülleri  tanıtırken,  hem  onun  tariki, meşrebi,  ve  yola  kattığı  güzellikleri  bir  nebze  anlatmadan  geçemedik. Hem de ihvanın  elinde  muhtasar  bir  bilgi  kaynak  bulunur,  ve  istifade  eder  ümidiyle  bu  işe  giriştik.
Yukarıda  bahis  olduğu  üzere;  fakir  Hüsnü  Gülzari’yi  zahirde  hiç  görmediğim  halde,  dervişken  alemi  menamda  bir  camide  buluşup  birlikte  namaz  kıldık. Namazdan  sonra, beyaz  sarıklı, ufak  boylu  ve  tenine  dolgun  bir  zat  yanıma  geldi. Ağzının  balını  eliyle  ağzıma  doldurdu  ve  tarif  edilemeyecek  bir  hal  yaşadım. Bilahare  fakire  himmet  eden  bu  zatın  hangi  tarikten  olduğunu  sormak  aklıma  geldi. “ Efendim  siz  hangi  tariktensiniz” diye  sordum. O  da “ruhzari  tarikindenim ” diye  cevap  verdi.

Hüsnü  Gülzari’de  yanıma  geldi
Ağzının  balını  ağzıma  verdi
Seni  üstat  yaptık  ihvana  dedi
Fehmi  efendimdi  yanımda  duran

Uyandıktan  sonra  kendisinin  Hüsnü  Gülzari  hazretleri  olduğu,   tarikininde  Halvetiyül  Uşşakiye, meşreben  Ruhzari (ruhu  zarda ) olduğu  ayan  oldu. İşte  bir  nebze  bu  Ruhzari- Gülzari  meşrebinden  bahisle,  aslında  tariki  Uşşakinin  seyri  sülukuna  değinmek  istiyorum.

Ruhum  bülbül  olmuş  Hakk’a  zar  eder
Mücahide  tutunmuş  hep  firar  eder
Pir’im  Hüsameddin  ile  kâr  eder
Muhammed’e  giden  kervan  geldi mi
Dost  eline  gidenler  nerdeler  hani

Hüsnü  Gülzari’nin  daha  önce  dualamış  olduğu  bir  derviş,  ibadetine  gevşek  olarak  hasta  yatağında  efendiyi  ziyarete  gelmiş. Olayın  şahidi  olan  ihvan, Hüsnü  Gülzari’nin  o  dervişin  elini  elinin  içine  alıp  dikkatlice  bakıp, “ oğul  bizim  yaktığımız  kına  çıkmazdı  ama  seninki  iyi  tutmamış  galiba ” dediğini  nakletti. Utanan  derviş, “ yok  yok  tuttu  efendim, içimdeki  sızı  ve  nedamet  gitmiyor  söz dersimi  yapacağım ” diyerek  efendinin  gönlünü  almış.
Yine  Hüsnü  Gülzari  başka  bir  mecliste,“ oğul  bu  hasta  halimizle  bugünde  15  kişiyi  dualadık, bunların  yaptığı  işten  yaptığı  dersten,  Cenabı  Hak  bizide  nasiptar  ederse  buda  bize  yeter ”  demiş.
Evet, Hüsnü  Gülzari,  yaktığı  kına,  tutan  nefesi, gönülleri, kalpleri  dirilten  telkini, zikir  ve  muhabbet  mayesi  ile  insanları  Hakk’a  yönelten  bir  zat  idi.
Malum  olduğu  üzere  nefesi  şeyh, kibriti  ahmer  gibidir. Yedi  esma  kalpte  devama  ererse, ahlâkı  zemimeye  fena  verir  ve  cümle  hastalıklara  deva  olur. Bu  yedi  esma  ancak  kimyayı  nefesi  şeyhin, taliplere  muhabbetle  telkini ile  devama  erer.

Nefesi  şeyh  ise, Cenabı  Hakk’ın  Cibril’i  emin  ile  Medine’de  habibinin kalbine  ilka  ettiği  telkin  mayesinin, peygamberimiz  tarafından  imam  Ali  (kv)’ye  ve  eshabına  muhabbetle  telkini  silsilesiyle  eminden, emine  kendisine  ulaşmış  nefestir ki, onun  kalbi  bu  iksirle  dolmuştur. Kimyayı  nefesi  şeyh  odur.
İşte  Hüsnü  Gülzari  hazretleride  kendisine  bu  tarikle  gelen  telkini  zikir  mayesini, muhabbetle  Necati  dededen  almış, nefesi  ile  İç  Anadolu’yu  zahirde  diriltmiş,  kalpleri  ihya  etmiş, batında da  Kutbul  Aktap  olarak, insanı  kamil  olarak  alemleri  ihya  etmiştir.
Malum  olduğu  üzere  bütün  tarikler  birdir, hepsi  yedi  esma  üzere  bina  olunmuş. Bilahare  kişilerin  ictihatlarına  göre  zaman  içinde  bazı  farklılıklar  görülmüştür.
Bu  meseleyi  Ahmet  Şemseddin Yiğitbaşı  Risaleyi  Tevhidinde  şöyle  beyan  eder. Allah  Teala  gizli  bir  hazineyken  kendisinin  bilinmesini  arzu  etti,ve  muhabbetle  evvela  Ruhu  Muhammed’iyi halk  eyledi, ve  mürit  menzilinde  tutup  nurdan  bir  kandilde  Halvet  ettirdi. Kendisini  şeyh  menzilinde  tutup  kelime-i  tevhidi  telkin  eyledi. Bin  yıl  Ruhu  Muhammed’i  kelime-i  tevhid  ile  meşgul  oldu. Sonra  bu  muhabbetle  ikinci  esmayı  lafzatullahı  telkin  etti, bin  yılda  ikinci  isimle  meşgul  oldu. Ondan  sonra  bu  muhabbetle  üçüncü  isim  olan  Hu  esmasını  bin  yıl, dördüncü  isim  olan  Hak  esmasını  bin  yıl, beşinci  isim  olan  Hay  esmasını  bin yıl, altıncı  isim  olan  Kayyum  esmasını bin  yıl  ve  yedinci  isim  olan  Kahhar esmasını  muhabbetle  telkin  etti. Hakk’ın  bu  isimleri  Ruhu  Muhammed’i ye de  devamlı  kendini  zikreder  hale  geldi.
Bu  yedi  isme  meşayıhın  usulü  esma  demesinin  hikmeti  budur. Bu  usulü  esmanın  nurları  vücut  menzilesinde  olup, muhabbetullah  ruh  menzilesinde oldu. Aşkı  hakiki  denen  işte  bu  muhabbettir. Zira  muhabbet ile  bağlanan ( telkin  edilen ) zikir  dinmez, zikir  ile  bağlanan  muhabbet  zail  olamaz.     
Hak  Teala, Cebrail (as.) aracılığı ile  bütün  enbiyanın  kalbine  telkini  mayesini, zikri  ilka  eyledi.
Aşkı  hakiki  denen  bu  mayeyi, telkini  zikri, ( kalbine  ilka  olunan  şeyi ) Resulullah (sav) Medine’i  Münevvere’de  ashaba  telkin  eyledi.
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, ve  imam  Ali, Resulullah’dan  sonra  bu  maye  ile irşat  ettiler, meşayıhın  yoluda  bu  usül  üzeredir. Böylece  tarikata  girip  seyri  süluk  çıkarmak  hem farz  hemde  sünnet  oldu.
Resulullah (sav)’ın  mübarek vücudunun  halk  ile  münasebeti  var idi. Mübarek  vücudu  ile halka  telkini  maye  edip, irşat  edip, Hak  ile  münasebet  kurmalarını  sağladı. 
Vefatından  sonra  Resulullah (sav) bu  usulü  bozmadı. Yani  benim  mübarek Ravzam  ile  münasebet  kurun  telkin  alın  demedi yerine  halife  diledi. Artık  mezardan  telkin  olmaz, neuzü  billah  bu  mayeden  muhabbetten  mahrum  olunur.
Bu  takdirce  batın  için  irşat  tariki budur ki, Kutbul  Aktap’ı  hakikilik  Resulullah’ın  ola. İmam  Ali (kv)den  mücaz  kişiler, yani  kalbi  bu  maye  ile  baliğ  olmuş  kişiler,  ehli  irşat oldular  ve  dualadıkları  kişiler  Kutbu  Manevi   oldular.
Yine  Ahmet  Şemseddin  Yiğitbaşı,  Silsile-i  Ehli  Tarik  adlı  eserinde,  asrı  saadette  şu  olayı  delil  göstermekte.     
Resulullah (sav) zamanında  ashabı  suffa  denen  360  kimse  vardı. İttifak  hazreti  Ali (kv) bir  gün  namaz  kılmak  niyetiyle  mescidi  Kuba’ya  gidince,  gördük ki  bir  bölük  Müslümanlar  Hakk’ın  ibadeti  ile  meşgul  olmuşlar. Asla  gelenden ve  gidenden  haberleri  yok. Hazreti  Ali (kv) bu  melaletle  Resulullah’ın  yanına  geldi. Resulullah  dedi ki, “ Ya  Ali, niye  melül  oldun ? ”
Hazreti  Ali (kv) cevap verdi. “ ya Resulullah, mescidi  Kuba’ya  vardım, gördüm ki suffe-i  safa  tevhide  meşgul  olup, ibadet  nuruna  müstağrak  olmuşlar. Asla  gözlerine  bir  nesne  görünmez” deyince, Resulullah  buyurdular ki.“ ya  Ali (kv), sen  dahi  tevhide  meşgul  olup  Bari  Teala  onlara  ibadet  nurunu  nasip  ettiği  gibi, senin  gönlünüde  tevhid  nuru  nasip  ola ”dedi.
Hazreti  Ali (kv) tevhide  meşgul  oldu, gelip  Hazreti  Ali (kv)   peygambere (sav) dedi ki, “ ya  resulullah  asla  bana  bir  nesne  ayan  olmadı” deyince, hazreti  peygamber (sav) “ ya  Ali  ığmız  aynek, gözünü  yum” deyip  hazreti  Ali’nin  kulağına  telkini  tevhid  eyledi  ve  Hazreti  Ali (kv)  varıp  tevhidle  meşgul  oldu ve  bilahare  gelip, “ya  resulullah, bana  şunun  gibi  acaip ve  garaip  haller  vaki  oldu” deyince, Hazreti peygamber (sav) Cibril’i  emin’in  kendi  kalbine  ilka  ettiği  ezelde  Cenabı  Hakk’ın  hakikatı  Muhammed’iyeye  talim etmiş olduğu  esmeları  sırayla  telkin  edince  yedinci  esmaya  geldiğinde  dağlar  ve  taşlar  Hazreti  Ali (kv)’ye  Biiznillahi  Teala  hal  diliyle  kelimat  eyleyip  secde  ettiler.
Hazreti  Ali (kv)  dahi  Hasan Basri’ye  ondan  Habibi  Acemi, Davudu  Tai, Marufu  Kerhi, Seriyi  Sakati, Cüneydi  Bağdadi, Seyit  Yahya  Şirvani, Alaaddin  Uşşak, Ahmet  Şemseddin  Yiğitbaşı, ondan  günümüze  kadar  geldi.
Yine  Ahmet  Şemseddin  Yiğitbaşı  hazretleri  bu  olayı  naklettikten  sonra, Hazreti peygamber (sav)’in bu  telkini  bu  şekliyle  sadece  Hazreti  Ali (kv)’ye  yaptığı, diğer  ashaba  biat  vaki  olması  nedeni  ile  tarik  silsilelerinin  ashab  arasındaki  fazilet  tartışmalarına  girmeden  ve  Musa (as.)’ın  Hızır (as.)’a  biatını  örnek  göstererek, Hazreti  Ali (kv)’de  sonlanması gereğine  dikkat  çekmiş.“ Ben  ilmin  şehriyim, Ali  onun  kapısıdır” buyurduğu  sebeple  Allah (cc.)’a  vuslat  etmek  isteyenlerin  Hazreti  Ali (kv)  kapısından  ve  ondan  mücaz  meşayıhın  açtığı  kapıdan içeri  girmeleri  gerektiğini  beyan  etmiştir.Fakirin  kanaatide  budur.
Yalnız  şuna  dikkat  etmeli ki  insanları  idlal  edecek  halsiz  şeyhlerden  uzak  durula. Böyle  kişilere  derviş  olmaktansa  ehli  sünnet  yolunda  ebrar  tarikiyle  geçinmek  evladır. Halsiz  şeyhe  intisabın  sonu dervişin  ilhadı  veya  hakiki  meşayıhı  inkardır.

Malum  olduğu  üzere  meşayıh  4  alemden  bahsetmiş.
1-ALEMİ   LAHUT
2-ALEMİ  CEBERUT
3-ALEMİ  MELEKUT
4-ALEMİ  ŞUHUD  
Alemi  Lahut, Cenabı  Hakk’ın  kendi zatıyla  bulunduğu  yaradılışın  başlangıcından  beri  değişmeyen  mahlukatın  ilmi  ezeliyle  vatanı  aslisi  olan  bir  alemdir. Cenabı  Hakk (cc.) bir  kenz, bir  hazine  iken  Alemi  Lahut’ta  bilinmeyi  murat  etti ve  hakikatı  Muhammed’iyeyi  kendi  nurundan  halk  etti  ve  ondan  Alemi  Ceberrutu, Melekutu, Şuhudu  dünya  hayatını  halk  etti.
Alemi  Lahut  zatı  itlakiyetin  bulunduğu  alem, Alemi  Ceberrut  Arş  ve  Kürsinin  bulunduğu  alem,Alemi  Melekut  yedi  kat  sema  ve  içindekiler, Alemi  Şuhud  dünya  ğöğü  ve  hayatı  olmak  üzere  tasnif  edildi. Meşayıh  bizim  idrakimize  bunu  böyle  sundu.

Başladı  vücutta  gizli  bir  yanış
Zuhur  etmezmi dost  ile  barış
Hakikat  alemini  sor  karış  karış
Makamı  Mahmud’a  giderim  Allah 

            Cenabı  Hak  Alemi  Lahuttaki  kendi  ruhundan  Adem’e, Adem’in  sulbünden  Havva’nın  ve  kızlarının  rahmine  üfledi.halkiyetle  bu  üreme  devam  etmektedir. “ Nefahtü  fihi  min  ruhi”
“Legad  halaknal  insane  fi  ahseni  takviym  sümme  redednahu  esfele  safilin” Adem’i  ve  Havva’yı  en  güzel  bir  şekilde  kudretiyle  halk  eden  ve  Alemi  Melekutta  Cennete  iskan  ettiren  Hakk (cc.)  malum olayda  şeytan  aleyhilanenin  ceddimizi  kandırması  ile  esfele  safilin  olan  dünya  hayatına  indirdi. Bu  indirme  belkide  bir  vechiyle  onun  bulunduğu  makamdan  daha  ilerilere  çıkabilmesi, çıkma  istidadının  kullanılabilmesi  içindi. Cennette  iskan  olunan  cesed  ve  ruhi  Adem  bilahare  sulbünden  gelecek  olan  Habibi  Ekrem  Resulü  Muhterem Muhammed  Mustafa (sav) sulbü  madere  düşmesi, zamanı  gelince  yapacağı  miracla,  ruh,  meal,cesed, Sidrei  Müntehaya,  oradanda  Kabı  Kavseyn  ev  Ednaya  kadar  çıkması  için  aşağıların  aşağısı  olan  dünya  hayatına  gönderildi.
Hazreti peygamber (sav), Alemi  Lahutta  nuru  tevhidin  vechinden  nikabı  açmasıyla,  bi  kamu  keyf  Rabbi (cc.), ile  görüşmüş  ve  onunla  mukabele  etmiş  ve  Lahut  nuruyla  halk  olduğu  asli  vatanına  kavuşmuş  ve  yaradılış  gayesinin  esası  olan  marifetullaha kemaliyle ermiştir.
İşte  Allah  Resulünün  açtığı  bu  mirac  yolundan, nevi  beşerin  en  faziletlilerinden  olan  Muhammed  ümmeti  ruhi  miraclarını  gerçekleştirerek  Allah (cc.)’a  marifet  kesbetmek  ve  ona  doğru  ruhen  mirac  yapmaktır.   
Alemi  Lahuttan indirilen  bu  ruh  Arşı  ala  nuruna  mübeddel  oldu, oradan  Kürsü  nuruna  mübeddel  oldu, oradan  yedi kat  semanın  nurlarına  ayrı  ayrı  mübeddel  olarak  Şuhud  alemine  inip  ana  rahmine  üflendi.
Sıfatı  Tis-a  denilen  bu  dokuz  göğün  nuruna  mübeddel  olan  Alami  Şuhuda  indirilen  ruh  vatanı  aslisinden  uzak ve  bu  dokuz  nura  mübeddel  bir  şekilde  aşağıların  aşağısı  olan  dünya  hayatına  indirildi.
Yaratılış  gayesinin  aslı  bu  tenezzül  esnasında  dokuz  göğün  nuruna  ve  sıfatına  bürünerek  Alami  Şuhudda Anasırı  Erbaa kaydına  girip  hayvani  sıfatlarla  muttasıf  olan  ruhun  ahlaki  zemimesinden  kurtularak, Etvarı  seba  denilen  bu  yedi  tavırdan Cenabı  Hakk’ın  Habibine  ezelde  telkin  etmiş  olduğu  ve  bilahare  yine  Cenabı  Hakk’ın  Cibrili emin  vasıtası  ile  kalbi  ve  cesedi  pakı  Muhammediye  dünya hayatında  ilka  ettiği  usulü  esma  ve  muhbbet mayesiyle  zikri  müdama ( devamlı  zikirle ) ererek  bu  tavırlardan  arındığı  gibi  ve  ashabınada  arıttığı  gibi  onun  kamil  varisinden  muhabbet  tarikiyle  alınan  zikir  telkini  mayesiyle  ahlâkı  zemimeye  fena  vermek  hayvani  sıfatlardan  arınıp  insan  olmak  kamil  olmak  gerekmektedir. İmtihanın  aslı  ve  yaratılış  gayesi  budur.
Etvarı  seba  denilen  bu  yedi  tavırda  son  üç  ğöğün  mübeddilatı  bir  sayılıp  bilahare,

1-NEFSİ  EMMARE           
2-NEFSİ LEVVAME
3-NEFSİ  MÜLHİME
4-NEFSİ  MUTMAİNE
5-NEFSİ  RADİYYE
6-NEFSİ  MARDİYYE
7-NEFSİ  SAFİYYE
olarak  belirlenmiş  ve  her  bir  tavrın  karşılığı  olan  sıfatını  ve  mübeddilat  nurunu  ifna  ettirecek  sıfatı  Tis-aya  yok  edecek  terakkiyi  sağlıyacak esmaların  muhabbet  mayesiyle  telkini  asrı  saadetten  günümüze  kadar  kamil  be  kamil gelmiş, muhabbet  mayesiyle  kamillerin lisanından  yapılan  kelimei  Tevhid  telkini  nefsi  Emmare  sıfatını  ifna  etmiş, Lafzatullah  sıfatı  Levvameye  ifna  vermiş, Hu  esması  sıfatı  Mülhimeye  ifna  vermiş, Hak  esması  Mutmaineden  terakki  sağlamış, Hay  esması  Radiyeden terakki  sağlamış, Kayyum  esması  Mardiyeden  terakki  sağlamış, Kahhar  esması  Safiyeden  terakki  sağlamış  ve  sıfatı  Tis-anın  ifnası  yedi  tavırın  sülukünun  aşılması  ve  seyri  süluk, tarik  yolu  denilen  bu  yoldan  geçen  kişinin  indirildiği alemlerden  geri  yükselerek  geldiği  Alemi  Lahuta  çıkması  ve  Lahut  aleminin  nurunun  tecelli  etmesi  basiretle  Cemalullahı  görebilmesi  vatanı  asliye  kavuşması  söz  konusu  olmuştur.
İşte  Ruhzari  meşrebi de  diyebileceğimiz  Halvetiyenin  Uşşaki  tarikinde  seyri  sülukun  bu  temel  esmalarına  rağbet  edilmiş  yedi  esmadan  sonra, beş  esma (Hazretül  Hams ) bulunan  tariki  Uşşaki  esmalarını  bu  meşrepte  ya  Fettah  esmasına  kadar  diğer  Uşşaki  meşreblerde  olduğu  gibi  tek tek talim  edilmiş. Ya  Fettah  esmasından  sonrada  Vahid, Ahed, Samed, Allah  esmalarını  dörtlü  esma  olarak  ve  makamı  cem  esmaları  olarak  talim  etmiş  ve  bu  şekilde  taliplerini  Hakk’a  vuslat  ettirmiştir.
Ayrıca  kuvvetli bir  zakir (idareci)  ve  rehber  ( ihvana  yol  gösteren, rüyalarını  dinleyip  esma  değiştiren) kadrosu  oluşturarak  hizmetin  devamını  sağlamıştır.

  1. yılında  çıkan  tekke  ve  zaviyelerin  kapanması  ile  ilgili  kanun ve  menemen  olaylarından  sonra  tarik  silsile  ve  meşrebleri  Türkiye’nin  her  yerinde  inkıtaya  uğramış  ve  o  günün  zor  şartlarında  Hüsnü  Gülzari  ve  hulefası  cansiperane  hizmetin  devamını  sağlamıştır.                Hasan  Necati  dedenin  dergahı  kapandıktan  sonra  kendisi  ve  Hüsnü  Gülzari  hazretleri, bu  hizmeti  köy  odalarında  ve  ihvan  evlerinde  devam  ettirmiş. Tariki  Uşşakinin  usül   ve  erkanını  bozmadan  devamını  sağlamıştır. Uşşakinin  asıl  halakayı  zikrullah  usulünü  korumuş, özelliklerini  usül  ve  füruu  aynen  devam  ettirmiştir.

Fakirde  bu  yola  girdikten  sonra  bu  güzelliklerin  devamına  titizlik  göstermekteyim. Her  ne  kadar  zikir  tempomuz  cezbeli  isede  başlangışta  usulün  korunması  bilahare  cezbeli  zikre  geçilmesi ve  diğer  tarik  meşreblerce  tevhidin  sağlanması  gerektiği  kanaatindeyim.
Bu  arada  son  dönem  Uşşaki  meşrebleri  bilemediğim  nedenlerle  Hasan  Hüsameddin  Uşşaki  hazretleri  ve  Halvetiyenin  usulünü  değiştirdikleri  esmaların aslına  sadık  kalarak  bir  takım  değişiklikler  yaptıkları  gözlenmektedir. Bu  husus  sonradan  gelenlerinde  bu  açılan  kapıdan  girerek  başka  başka  ilaveler  yapmaları  ve  yolun  aslını  tahrif  etmesi  ihtimalini  doğurmaktadır.
Fakir  bizzat  Uşşaki  meşrebiyiz  diyen  fakat  şeriat  kaydından  kendini  azade  hisseden  ve  bizim  48  adet  esma  ile  seyri  sülukumuz  çıkar  diyenlere  rastlamışız.
Son  dönem  Uşşaki  meşayıhından  olan  Mezarcı  Mehmet  efendinin  ağzından  bizzat  şöyle  işitmiştim. Şeyhi  kendine  icazet  yazdığında, şöyle  vasiyet  etmiş.“Bizden  aldığın  usulü  aynıyla  devam  ettir, kendinden  yola  ve  erkana  hiç  bir  şey  katma”. Bu  manada Hüsnü  Gülzari  hazretlerinin  tarik  kardeşi, Hasan  Necati  dedenin  icazet  yazdığı  çok  alim  fazıl  olan  Zühtü  Dede, “ biz  dervişi  Hu  esmasında  irşat  ederiz,  12  esmayı  bekletmeyiz” demesi  ile  Pir’lerin  gadrine  uğradığı  ve  erken  vefat  ettiği  İbrahim  İpek  efendi  tarafından  beyan  edilmişti.
Talibi  İrşadi  hazretlerinin  icazetli  talebelerinden  olan  Hüseyin  Hüsnü  Aziz, Sücaaddin  Baba, ve  Kanber  efendi  yukarıda  bahsettiğimiz  usule  riayet  etmişler, tekke  ve  zaviyelerin  kapanmasıyla  intikaya  uğrayan  zor  günler  yaşayan  usullerini  kaybeden  Uşşaki  tarik  meşrebleri  bilahare  bazı  değişikliklere  karşı  karşıya  kalmışlar.
Allah’a  hamd  ve  şükürler  olsun  ki Seyit  Necati  dedenin  Anadolu’ya  taşıdığı  ve  Hüsnü  Gülzari  hazretlerine teslim  ettiği  yolda  özünü  aslını  bozmadan  devam  etmiş  zikir  ve  esma  usulleri  değişmeden  günümüze  kadar  gelmiştir. 
Rivayet  olunur ki  Hüseyin  Hüsnü  Aziz  efendiye  kadar Uşşaki  zikirlerinde  dervişleri  feyizlendirmek  ve  ritim  için, tef, bendir  gibi  alet  kullanılırmış. Bir  gün  Hüseyin  Hüsnü  Aziz  efendi  bir  zikrullah  meclisinden  sonra  evin  sahibi kadı  efendinin  kızına  zikri  beğenip  beğenmediğini  sormuş. O da  “ zikri  bilmem  ama  tefin  sesi  kulağıma  çok  hoş  geldi, çok  hoşuma  gitti ”demiş. Bunun  üzerine  celallenen  Hüsnüya  dede  tefi  parçalamış ve  bir  daha da  meydan  zikirlerinde  çaldırmamış.
Halveti  Uşşaki  tariki  ve  Ruhzari  meşrebi  şeriatın  zahirine  bağlı  tarikatın  usül  ve  füruuna  uygun  hareket  eden  efendimiz (sav)’in  ( hayrul  umurihi  evsatuha ) işlerinizin  hayırlısı  ortasıdır  dediği  bir  orta  yol  olarak  karşımıza  çıkmaktadır. Bütün  Uşşaki  meşrebinin  idarecileri  hadimleri  bu  hizmeti  ön  plana  çıkararak  hizmete  devam  etmeleri  temennimizdir.
Bu  arada  Sücaaddin  babanın  halifelerinden  Sami  Niyazi  hazretlerinin  tertip  etmiş olduğunu  zannettiğimiz  usulü  esmada  Allah  Allah  Ya  Allah,  Hu  Hu  Ya  Hu, Hak Hak  Ya  Hak, Hay  Hay  Ya  Hay, Kayyum  Kayyum  Ya  Kayyum,  Kahhar  Kahhar Ya  Kahhar, ilel  ahir. Bu  tertip  devam  ettirmekte  alim  ve  fazıl  olan  Hüsnü  Gülzari  hazretlerinin  bu  tertipi  eleştirdiğini  İbrahim  İpek efendi  bize  bildirmişti.
Eleştiri  konusu  yukarıda  bahsettiğimiz  gibi  hazreti  Pir’in  usulünü  bozmamaktaki  hassasiyet, bir  diğeri  ise  dervişlerin  usülü  esmayı  başında  ya (ey) nidası  olmadan  anması  edebe  aykırıdır  görüşüdür.
Bilahare  Seyit  Kazım  efendi  diğer  tariklerden  aldığı  icazet  nedeniyle  olsa  ders  tariflerinin  başına  111  besmeleyi  şerif  ekleterek  tevbe  istiğfarla  başlayan  hazreti  Pir’in  usulüne  ilave  yapmıştır.
Fakire  el  an  hallerini  dinlediğim  bazı  ihvanlarda  İbrahim  İpek  efendinin  talim  ettiği  Ya  Allah, Ya  Nur, Ya  Hayyu  Ya  Kayyum, Ya  Zelcelali  vel  İkram, gibi  ikili ve  dörtlü  esmaları  duymaktayım. Zakirlerden  yeni  dervişlere  bu  esmaları  isteyenlere, “bu  İbrahim  İpek  efendinin  ictihadı  nefsi  talimidir, bu  esmaları  veremezsiniz ” deyip, asıl usulü  esmaya  ağırlık  vermeyi  uygun  görmekteyim. Böylece  hazreti  Pir’in  tertibini  bozmadan  elimizde  kalan  bu  öz  Uşşaki  meşrebi  halakayı  zikrullah  usülleri  olsun  ve  diğer  tertibi  esmaları  olsun  aslına  uygun  korunmasından  yanayım. Böylece  Halvetinin  Uşşaki  kolunun  Ruhzari  meşrebinin  en  iyi  bir  şekilde  icra  edileceği  kanaatindeyim. Allah’u  alem  bisevab.
Şimdi  meşayıh, tertip  ettiği  bu  yedi  tavır  hakkında  muhtasar  bilgiler  vererek  bu  konuyu  bu  kitabın  içinde  sınırlı  tutarak  bitirmek  istiyorum.

 

Malum  olduğu  üzere  tariki  Uşşakinin  12  adet  usulü  esması  vardır. Bu esmaların  Halveti  silsilesinde  geriye  doğru  incelediğimizde  Seyit  Yahya  Şirvani, Dede  Ömer  Ruşeni, Ahmet  Şemsettin  Yiğitbaşı  hazretleri  usulünde de  12  esmayı  görmekteyiz. Tertibi  biraz  farklı  olsada  bu  esmalar,

1-Kelime-i  Tevhid
2-Ya  Allah
3-Ya  Hu
4-Ya  Hak
5-Ya  Hay              
6-Ya  Kayyum
7-Y a  Kahhar   
8-Ya  Vehhab
9-Ya  Fettah
10-Ya  Vahid
11-Ya  Ahed
12-Ya  Samed
olarak  sıralanmıştır.
            Ahmet  Şemsettin  Yiğitbaşıyla  gelen  kolun  İzzettin  Karamani, Ümmi  Sinan  ve  Hasan  Hüsameddin  Uşşaki  hazretlerini  usulü  esmasında  bu  esmaların  varlığı  fakirin  kanaatidir. Hazreti  Pir  Hasan  Hüsameddin  Uşşaki’den  sonra  silsilede  olan  bazı  inkitalar  Pir’i  sani  Cemaleddin  Uşşakiye  kolun  belirsizlikle  gelmesine  yol  açmış  bilahare  Cemaleddin  Uşşaki  doğruluğunu  ispatlayamadığımız  bir  nakilde  kendisine ceddi  İmam  Ali (kv)’nin  maneviyatta  12  esmayı 
1-Kelime-i  Tevhid
2-Ya  Allah
3-Ya  Hu
4-Ya  Hak
5-Ya  Hay              
6-Ya  Kayyum
7-Y a  Kahhar
8-Ya  Fettah
9-Ya  Vahid
10-Ya  Ahed
11-Ya  Samed
12- Allah
olarak  talim  etmiştir
Bundan  anlaşıldığı  üzere 2.esma  olan  Ya  Allah  ile  12. esma  olan nidasız  Allah  mükerrer  olarak  yer  almaktadır.
Yine  bu  usül  hazreti  Pir’den  geldiyse  Hazreti  Pir  Hasan  Hüsameddin  uşşaki  hazretleri  Pir  olarak  böyle  bir  ictihad  ederek  kendi usülünü  kurmuş  olur. Böyle  değilse  Nakşi  dersinide  talim eden  fakirin  kanaatı, Piri  Salis  Selahaddin  Uşşakinin  ve  belkide  silsilede  olan  ondan  önceki  meşayıhların  bazılarının  Nakşi  tarikten de  mücaz  olmaları, Nakşi  tarikinin yegane  esması  olan  Lafzatullah  ile  12  esmanın  nihayetinin  bitirilmesi  gibi  bir  ictihad, doğurduğu  düşüncesini  uyandırmaktadır.
Bir  başka  akla  gelen  şey  ise, Lafzatullahın  diğer  esmaya  muzaf  olması  esmaların  tek tek  veya  dörtlü  şekilde  okunurken,  sonunda  bulunması  esmanın  icrasını  çıkarmayı  kolaylaştıracağından, örneğin  Ruhzari  meşrebinde  Hay  esması  kıyamda, Hay  Hay  Hayy  Allah  diye  okunduğundan  ve  Vahid, Ahed, Samed  Allah  diye  cem  esmaları  darp  olunduğundan  alt  sıralamada  Ya  Vehhab  ismi  şerifinin  unutulduğu, veya  tertipten  bu  vechile  çıkartıldığı  kanaatindeyim.
Bu  halin  aslın  ne  olduğu  kaynak  ile  elimizde  belgelenemediği  için  Pir’in  ruhaniyetinden  bir  uyarı, Rabbimden  bir  beyan  söz  konusu  olursa  ve  elimizde  hazreti  Pir’in  usulü  esması  ile  ilgili  bir  kaynak  eser ( kendi  zamanında  ve  yakın  hulefasından ) ortaya  çıkarsa  bu  konunun  netleşeceği  inancındayım.
Bu  Etvarı  seba  denilen  yedi  tavır  ve  kişinin  enfüs  alemindeki  seyri, hazreti  Hamse  denilen  beş  esmanın  tavrı  tevhid  mertebelerinde  alemlerin  seyri  olarak  12  esmanın  seyri  süluku  tamamlanmaktadır.
Tariki  Uşşaki’nin  seyrini, kendi  nefsini  tanıyabilmesi  için  yapacağı  seyri  iki  kısımda  ele  alınır ki  birinci  kısım  seyri  Enfusi  ve  devri  ademdir ki ;
Bunlar   1. Nefsi  Emmare, 2. Nefi  Levvame, 3. Nefsi  Mülhime, 4. Nefsi  Mutmaine, 5. Nefsi  Radiye, 6. Nefsi  Mardiye, 7. Nefsi  Safiye  olarak  adlandırılır. Bu  seyri  tamamlayıp, bu  sıfatlardan  terakki  etmek  için  kişide  azim, say  ve  gayret, Cenabı  Hakk’ın  yapmış  olduğu  iyi  hal  ve  tavırlar  karşısında,  o  kişiye  ikram  ve  ihsan  etmesi,  ezelde de  nasiplendirmesi  gerekmektedir.  Cenabı  Hakk bize  ve  ümmeti  Muhammed'e  bu  yolu açıp  sülukumuzu  zaman  ve  hakkı  ile  tekamül  ettirmeyi  nasip  eylesin. Amin  Ya  Erhamerrahimin.
İkinci  kısma  ise (Hazreti  Hamse ) beş  hazret  mertebesi  denmektedir. Tevhid  mertebelerini ifade  eder  bunlar. 1. Efal  Alemi, 2. Esma  Alemi, 3. Sıfat  Alemi, 4. Zat  Alemi, 5. İnsanı  Kamil  diye  adlandırılmış. Bu  mertebelere  çalışarak,  yaşanarak  ve  Hakk’ın  lütfu  ile  aşılarak, mürşitlerin  himmetleri  ile  kemala  erilir. Allah (cc.) kendisine  çekmeyi  murad  ettiği  kulları  bu  yoldan  geçirerek  kendisine  ulaştırır.
Abdulkadir  Geylani  hazretleri  Men  Aref dersi  okumayanın, yani  bu  seyri  gerçekleştirmeyenin  zahirde  ilim  sahibi de  olsa  cahil  sayılacağını  beyan  etmiştir.
Efendimiz (sav) “ Men  arefe  nefsehu  fegad  arefe  Rabbehu” buyurmuş  ve  büyüklerimizde  nefsin  cihad  ile, mücadele  ile  temizleyip  tezkiye  edilebileceğini  bizlere  bildirmiştir. Bu  manada  İpek  efendi;

Lazımdır  dervişe  say  ile  gayret
Yetişmek  istersen  kervana  dedi

Diyerek  bir  başka  divanında

Say  ve  gayret  ile  çıktık  bu  kaşa
Bu  hali  görenlerin  hep  aklı  şaşa
Layıkmıydım  Mevlam  bende  bu  işe
Rüşdüyü umman  daldırdın  Allah

Diyerek  seyri  süluk  yolunda  lütfu  ilahinin  yanında  say  ve  gayretli  olmaya  kesbe  dikkatleri  çekmiş.
Tasavvuf  büyükleri  bizlere  nefsin  aslında  bir  olduğu  ve  sıfatlarının  yedi  olduğunu  bildirmektedir.
Nefsi  Emmare  bütün  gücüyle  kötülüğü  emreder, istediğini  yaptıran  nefis  anlamındadır.Nefsi  Emmare  sıfatından  kuetulabilmek  için  evvela  onu  iyi  tanımalı ve  her  vchi  ile  tarif  etmek  gereklidir.
Hak  yolu  taliplerinin  bidayette  en  zor, en  güç  geçen  makam  burasıdır. Sıfatı  Tis-ayı  tarif  ederken  ruh  Nefsi  Emmarenin  kaydında  iken  üç  göğün  nurunda  mübeddel  olduğunu  ve  anasırı  erbaa  ile  mecz  olduğunu  bildirmiştik. Bu  makamda  ruh  ten  kafesine  sıkışmış  ve  ruhu  hayvan  denilen  gardiyanın  tasallutunda ki  bir  esir  mesabesindedir. Ruhun  bu  esaretten  kurtulması  ve  ten  kafesini  yarıp  mübeddel  olduğu  bu  üç  göğün  nurundan  arınması  bidayette  zor  bir  iştir.
Malum  olsun ki  bir  çocuk  anne  sütüne  alışıkken  mamaya  geçmesi  çok  zordur. Mamadan  yemek  yemeye  alışması  çok  zordur. Nefsin  bulunmuş  olduğu  tavır  ve  mertebelerden  sıyrılması  o  derece  zor  ve  metanetli  bir  iştir.
Bu  nefis  mertebesinde  kişi  eğer  daha  şeriat  kapısından  içeri  girmemiş  ve  mükeelefiyeti  kabul  etmemişse  daha  vahim  bir  durum  arzeder.
Mürşidin  dizine  oturan  ve  muhabbetle  mayeyi  zikiri (zikir  telkinini) alan  mürit  şeriatın  rükun  ve  kurallarına  uyacağına  dair  mürşidi  şahit  tutarak  söz  vermiş  olur. Böylece  nefsi  daha  önceki  adetlerinden  kesilir. Bebeğin  sütten  kesilmesi  gibi, kişi  onu  mamaya ( ibadet ve  taate ) alıştırmaya  gayret  eder. Şeriatın  rükünlerine  uyarak  almış  olduğu  zikir  telkinine  devam  eder. Nefsi  Emmare  sıfatına  fena  vermeye, ahlâkı  emimesini  ifna  etmeye  ve  ruhunun  mübeddel  olduğu  sema  nurlarından  sıyrılıp  asli  vatanına  doğru  yönlenmeye  başlar. Yavaş  yavaş  Nefsi  Emmarenin  kötü  sıftları  izale  olmaya  başlar.
Tasavvuf  büyükleri  Nefsi  Emmareyi  yedi  başlı  ejderhaya  benzetmişlerdir.
1. Kibir, ucup, enaniyet
2. Hırs, tamah, buhul
3. Şehvet, hubbu  dünya
4. Gadap, kin
5. Şirk, küfür, fısk
6. Cehalet, gaflet, günah  kebair
7. Darp, zulüm
Bu  yedi  sıfattan  ikisi  asıldır. Bu  ikisi  fena  bulursa  diğerleri  çabucak  ortadan  kalkar ki  bunlardan  biri  ubbu  dünya (dünya  sevgisi), ikincisi  benlik  ve  enaniyettir. Peygamber (sav) “ hubbu  dünya  reisi  külli  hatiatun” diyerek  mezmum, (yerilmiş)  olan  dünya  sevgisinin  kötülüğünü  işaret  etmiş. “Vücudun, enaniyetin  öyle  bir  günahtır ki, günah  olarak  sana  yetişir” diyerekte  benlik  ve  enaniyetin  ne  kadar  kötü  bir  sıft  olduğunu  işaret  etmiştir.
Kişi  mürşidinin  dizine  oturupta  mayeli  zikir  telkinini  aldığında  benlik  ve  enaniyetinden  varlık  kaydından  kurtulmuş  olur. Alim  ise  alimliğinden, zengin  ise  malının  kaydından, makam  sahibi ise  o  makamın  kendine  verdiği  varlıktan  sıyrılmış  olur, zikre  müdavametle  kişini  kalbindeki  gayri  sevgileri de
Zale  olur  ve  böylece  Allah’ın  sevgisi  o  kalbe  yerleşir.
İbrahim  İpek  efendi, “ kişinin  dili  neyi  zikrederse, gözü  onu  görmeyi  arz  eder, gönlüde  ona  meyleder” buyurmuştur.
Böylece  Kelime-i  Tevhid,  cehri  ve  hafi  müdavemetle,  kişi  Emmare  sıfatlarına  ifna  verir,  ve  yedi  başlı  ejderha  suretindeki,  yukarıda  saydığımız  birbirine  girift  olan  ruhu  hayvanın  kötü  sıfatlarına  fena  verir,  ve  vücut  ülkesinde  ruhu  hayvan,  ruhu  insanla  imtizac  eder  onun  hali  ile  hallenmeye  başlar  vahşi  hayvan  sıfatından  kurtulup  insan  olmak, kamil  olmak  yolunda  terakkiyat  sağlar.
Bu  işin  yolu  başlangıçta  1. Mürşide  biat, 2. Telkini  zikre  müdavemet, 3. Şeriatın  had  ve  hududuna  riayet, 4. Tarikatın  usul  ve  füruunda  istikamet, 5. Nefse  muhalefet, tahliyeyi  kalp, tezkiyeyi  nefistir.
Üçüncü  şık  olan  tarikatın  usül  ve  füruuna  müdavemet  en  önemli  noktalardan  biridir ki, cemaatleşmek, haftada  birde  olsa  halakayı  zikrullaha  devam  etmek, cehri  ve  hafi  olarak  Kelime-i  Tevhidi  çokça  zikretmek  gerekmektedir. İbrahim  İpek  efendi “ Şeriatın  ilanı  Ezan’ı  Muhammed’i, tarikatın  ilanı  halakayı  zikrullahtır. Dervişler  haftada  bir  gün  halakayı  zikrullaha  girmezler  ise,  tespihte  çekseler  zaman  içinde  tarikatten  düşerler ” buyurmuştur.
Haftalık  cemat  zikrini  yapan  kişi  günlük  evradını  24  saatte  bir  kez  şu  tertip  üzere  yapar. Efdal  olan  vakit  seher  vaktidir.

  1. 4  rekat  tarikat  namazı ( seyri  süluk  yol  namazı ) kılınır. Huzurda  diz  üstü  oturur  şekilde.
  2. 1 Fatiha’yı  Şerif
  3. 3 Ayetel  kürsü
  4. 11 İhlas’  Şerif
  5. 1Felak  Suresi
  6. 1 Nas  Suresi
  7. 1 Fatiha’yı  Şerif
  8. Bakara  suresinin  başı. ( Kur’anı  Kerim’de ki  Fatiha  Suresinin  yanında ki  “Elif  Lam  Mim”)

Hasıl  olan  sevabı  Peygamber  (sav) efendimizin  ruhuna  ali  eshabına, Pir  Hasan  Hüsameddin  Uşşaki  hazretlerinin, Hüsnü  Gülzari  hazretlerinin, İbrahim  İpek  efendinin  ve  cümle  geçmiş  üstadlarının  ruhuna  ve  kendi  mürşidimizin  ruhu  makamına  hediye  eyledik  vasıl  eyle  Ya  Rabbi  deyip, kendini  dünya  ne  masivadan  uzak  tutmaya  çalışarak  rabıtaya  yönelinir.

1 Tespih  tevbe  istiğfar, ( estağfirullah El Azim )
1 Tespih  Selavatı  Şerife

çekildikten  sonra, destur  ver  Ya  Hu,  destur  ver  Ya  hazreti Pir, destur  ver  Ya  Ricalel Gayb, Neveytülillah, Euzübillahimineşşeytanirracim,  Bismillahirrahmnirrahim, efdali  zikrullah  fağlemenne Hu  Lailaheillallah  detip  700  adet  Kelime’i  Tevhid  çekilir. Ders  bittikten  sonra  aynı  minval  üzere  sevabı  bağışlanır.
Halakayı  zikrullah  ise  haftada  bir  veya  iki  kez  toplanmak  üzere  yapılır. İdareci  destur  aldıktan  sonra  silsile  okunur. Tevbe  İstiğfar  ve  Salavatı  Şerife  toplu  halde  cehren  okunur. Bilahare  Kelime’i Tevhid  ve  Lafzayı  Celal  oturarak  cehren  zikredilir. Hu  esmasında  kıyam  edilir. Hak  esması  okunduktan  sonr, Hay  esmasında, “ Hay  Hay  Hayyyy  Allah” diyerek  en  son  Hay  esması  uzatılıp  Lafzatullaha  darp  edilir. Hay, Kayyum, Kahhar, Fettah  esmalarının  yüzbaşıları  okunur. Kayyum, Kahhar, ve  Fettah  esmaları  Ya  Kayyum, Ya Kahhar, Ya  Fettah  diye  “Ya” nidası  ile  okunur. Son  olarak  yüzbaşısı  okunduktan  sonra  Vahid, Ahed, Samed, Allah  esmaları   toplu  olarak, cem  esmaları  olarak  okunur  ve  tekbir  ve  salatu  selamdan  sonra  oturulup  duaya  geçilir.

Netice olarak nereden ınkıtaya uğradığını bilemediğimiz Ya Vehhab ismi şerifi Halvetiyenin asıl furuatından olduğunu tetebbuatımızdan ve bazı diğer uşşaki meşreblerindede bu esmanın taliminden dolayı bu anda aciz kardeşinizde bu esmanın talimini uygun görerek halvetiyenin asıl sulukuna uygun bir yöntem izlemektedir.

 

NuraniTV 2011