Halveti Uşakiyye Ruhzariyye

ruhzariyeHalvet kelime anlamı itibariyle birisiyle yalnız kalmak, yalnız görüşmek anlamlarına gelmekte iken, terimsel yani tasavvufi anlam itibariyle de insanlardan uzak bir mekanda Allah ile baş başa kalma, tenha bir mekanda insanlardan uzak olarak Allah’a ibadet etmek, onu zikretmek kastıyla oturmak anlamlarına gelmektedir. İşte bizim Halveti tasavvuf ekolünü temsil eden bir çok zevatın bu Halvet yaşamına önem vermesinden dolayı mensubu bulundukları bu tarikata HALVETİ ismi verilmiştir.

Kaynakların verdiği bilgiye göre tarikatın kurucusu Ebu Abdullah Sıracettin Ömer bin Ekmüliddin Ellahici El Halveti’dir( ö:1397). Ömer El Halveti bugün İran sınırları içerisinde kalmış olan Lahicanda dünyaya gelmiş ,gençlik yıllarında Harizimme giderek amcası Ahi Muhammed Nurul Halvetinin (ö:1317) irşat halkasına dahil olmuştur.Ondan hilafet almış, amcasının vefatıyla birlikte de onun yerine geçerek irşat faaliyetlerine başlamıştır. Daha sonra Tabriz şehri yakınlarındaki Hoy kasabasına, oradan da Mısır ve Hicaza geçerek Hac farizasını yerine getirmiş; Sultan Üveysin daveti üzerine Herata gelip yerleşmiş ve vefatına kadar burada irşat faaliyetlerini sürdürmüştür.

Ömer El Halveti yedi kez Hac yapmıştır. Rivayete göre; bir gün sahrada dolaşırken içi boş bir çınar ağacı görerek erbaine niyet eder ve burada üst üste kırk erbain çıkarır. Yani 40 x 40 = 1600 gün burada yalnız başına ibadetle meşgul olur. İşte bu sebepten dolayı veya amcası ve şeyhi Nurul Halveti’nin Halveti lakabını kullanmasından dolayı bu tarikata Halveti denile geldiği de söylenmektedir.

Halveti tarikatı’nın kurucusu Ömer El Halveti olmakla birlikte tarikatı sistemleştirerek asıl hüviyetine kavuşturan kişi, tarikatta Pir-i sani yani ikinci pir kabul edilen Seyyid Yahya Şirvani (ö:1427) dir. Halveti tarikatı Seyyid Yahya Şirvani’nin ve de onun yetiştirmiş olduğu 300’ün üzerindeki halifeleri vasıtasıyla İslam dünyasının bir çok yerine yayılmıştır.

Seyyid Yahya Şirvani Şirvan’ın merkezi Şemahşi’de doğmuştur. Soyu On iki İmamdan Musa Kazım hazretlerine dayanmaktadır. Tebriz’e gelerek Halveti şeyhlerinden Sadruddi-ni Hiyaviye intisap etmiş ve onun damadı olmuştur. Hilafet aldıktan sonra şu an Azerbaycan’ın başkent’i olan Bakü’ye giderek vefatına kadar burada irşat faaliyetleriyle uğraşmıştır. Kabri Bakü de Şirvanşahlar Sarayındadır. Seyyid Yahya Şirvani bir çok kıymetli eserler yazmış, bunlardan en önemlisi Halveti tarikatı’nın ve bütün kolları’nın evrad kitabı sayılan Vird i Settar’dır.

Halveti tarikatı Yahya Şirvani’den sonra RUŞENİYE- Dede Ömer Ruşeni (ö:1487), CEMALİYE- Cemal El Halveti (ö:1494) , AHMEDİYE- Ahmed Şemseddin Marmaravi (ö: 1504) , ŞEMSİYYE- Şemsettini Sivasi (ö: 1597) olmak üzere dört ana kola ayrılmış, bunlardan da çeşitli alt şubeler meydana gelmiştir.

Halveti tarikatı tasavvuf ekolleri içerisinde en çok kol ve şubesi bulunan bir tarikat olması hasebiyle önemli bir yer arz eder. Bu kol ve şubeler asıl itibariyle Halveti tarikatı’nın aynı olup furuat diyebileceğimiz bazı konularda birbirinden ayrılmaktadır. Halveti tarikatı’nın esasını oluşturan unsurları şu şekilde sıralayabiliriz;

1- Halvet hayatına önem vermek,

2- Kelime-i Tevhit ve Esma-i Seba denilen yedi esma ile zikretmek,

3- Rüya ve vakıalara göre Seyri Süluk’a yön vermek.

Halveti tarikatında tüm cehri tarikatlarda olduğu gibi nefsin yedi mertebesi olduğu kabul edilmekte ve Esmaül Hüsna’dan seçilmiş olan yedi isimle bu nefis mertebelerini terbiye etme yoluna gidilmektedir. Her bir nefis mertebesine karşılık gelen esma’yı şu şekilde sıralayabiliriz.

Kelime-i Tevhid- Emmare, Allah- Levvame, Hu- Mülhime , Hak- Mutmainne, Hay- Raziye, Kayyum- Merziye, Kahhar esması ise Safiyye nefs mertebelerine karşılık olmak üzere verilmektedir. Genellikle tarikata yeni giren kişinin nefsinin Emmare mertebesinde olduğu kabul edilerek kendisine Kelime-i Tevhid çekmesi telkin olunmakta ve zaman içinde derviş bu virdi çekerek bulunduğu nefs mertebesini terbiye edebilirse kendisine bir üst makamın virdi verilmektedir. Bu husus şu şekilde olmaktadır; Kişi bulunduğu mertebenin virdiyle meşgul olurken eğer nefsini terbi- ye edebiliyorsa bu durum kişinin rüya alemine tesir etmekte ve görülen rüyalar mürşide anlatılmaktadır. Anlatılan bu rüyalarda kişinin bulunmakta olduğu nefs mertebesini terbiye ettiğine dair bir işaret var ise o kişiye mürşidi tarafından bir üst makamın esması telkin olunmaktadır.

Halveti tarikatında esas itibariyle esma sayısı yukarıda da belirttiğimiz gibi nefsin yedi mertebesine kar- şılık gelmek üzere yedi esmadan müteşekkil iken bu tarikata mensup bazı Piran’ların iştihadı ile bu sayı on ikiye, on sekize hatta yirmi sekize çıkartılmış, esmaların yerleri veya çekilen esmalar değiştirilmiştir. Mevcut kaynaklara göre esma sayısını ilk defa on ikiye çıkaran zatın Yahya Şirvani’nin halifesi Dede Ömer Ruşeni olduğu beyan edilmekte ise de Ruşeni’den önce Yahya Şirvani hazretlerinin Esrarüt Talibin adlı eserinde ilk yedi mertebe ve esmaya ilave ola- rak esma isimlerini vermeden beş mertebeden daha bahsetmiş ve bu beş mertebeye karşılık gelen esmaların da çekilmesi gerektiğini beyan etmiştir.

Dede Ömer Ruşeni’nin tertip etmiş olduğu on iki esma şu şekildedir; La İlahe İllallah, Ya Allah, Ya Hu, Ya Hak, Ya Hay, Ya Kayyum, Ya Kahhar, Ya Vehhap, Ya Fettah, Vahit, Ehad, Samed esmalarıdır. Bugün Halveti’ye tarikatının mevcut olan bir çok kol ve şubesi bu tertip üzere zikretmektedir.

Halveti’ye tarikatının halen yaşayan kollarından biri de tarikatın dört ana kolundan AHMEDİYYE- Ahmed Şemsettin’i Marmaravi’nin (ö:1504) bir şubesi olan UŞŞAKİYE’dir.

Uşşaki’ye şubesinin kurucusu Hasan Hüsamettin El Buhari El Uşşaki (1475-1593)’dir. Hüsamettin Uşşaki aslen Buharalı’dır. Babasının ismi Hacı Teberrük olup tüccar’dır. Hüsamettin Uşşaki Hz.leri Buhara’da doğmuşlar ve elli yaşlarına kadar burada ikamet etmişlerdir. Yaşamlarının bu safhasına ait elde fazla bir belge mevcut olmamakla birlikte Buhara da iken kardeşi Mehmed Çelebiyle Babaları’nın mesleği olan tüccarlığı devam ettirdiği ve bu arada Kübreviyye ve Nurubahşiyye tarikatlarından Feyz aldığı hatta bu tarikatlardan hilafetli şeyh oldukları rivayet olunmaktadır. Hüsamettin Uşşaki elli yaşlarına geldiklerinde bir manevi işaretle Anadolu’ya gelmişlerdir. Burada Halveti ricalinden İzzettin Karamaninin halifesi ve Ümmi Sinan Hz.lerinin tarikat kardeşi Şeyh Ahmed Semerkandi’ye intisap etmişler ve bu zattan Halveti icazeti alıp uzun yıllar Uşşak şehrin de irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Bilahare Sultan 3. Murat’ın davetlisi olarak İstanbul’a gelmişler ve İstanbul’da iken Halvetiye’nin Sinaniye şubesinin kurucusu Pir Ümmi Sinan’dan da ayrıca taç ve hırka giymişlerdir. Hüsamettin Uşşaki 121 yaşlarına geldiklerinde Hac yolculuğuna çıkmışlar ve dönüşte Konya’da vefat etmişlerdir. (1593)

Uşşaki’ye tarikatı Hasan Hüsamettin Uşşaki tarafından Kübrevi, Nurubahşi ve Halveti tarikatlarının usulleri mecz edilerek içtihat edilmiş bir tarikat olmakla birlikte tasavvuf literatüründe Halveti tarikatı’nın asli kollarından Ahmediyye’nin bir şubesi olarak kabul edile gelmiştir. Ve genel özellikleri itibariyle de Ahmediyye’nin ve dolayısıyla Halvetiye’nin aynısı olup bazı teferruat diyebileceğimiz konular da farklılık arz etmektedir. Uşşaki ekolünde de aynen Halveti tasavvuf ekolünde olduğu gibi Halvet hayatı’na, esmai seba zikrine, rüya ve vakıalara göre seyri süluk takibine önem verilmektedir. Ayrıca yukarıda beyan ettiğimiz gibi tariki Halveti Piranının bazısı esma sayısını on iki kabul etmiştir. Uşşakiye’nin bağlı bulunduğu Ahmediyye kolunun kurucusu Ahmed Şemseddin Marmaravi’ye göre de esma sayısı on iki’dir ve kendisinin eserlerinde beyan ettiği esma sıralaması Dede Ömer Ruşeni’nin tertip ettiği sıranın aynıdır. Dolayısıyla Uşşaki’ye de Ahmediyye’nin bir kolu olması hasebiyle esma sayısı on iki olup şu şekilde sıralanmaktadır;

La İlahe İllallah, Ya Allah, Ya Hu, Ya Hak, Ya Hay, Ya Kayyum, Ya Kahhar, Ya Fettah, Ya Vahit, Ya Ehad, Ya Samed ve Allah esmalarıdır. İlk yedi esmaya Atvar-ı Seba veya Esmai seba geri kalan beş esmaya da Hazret-i Hamse veya Furuat-ı Hamse denilmektedir. Yukarıda görülecek gibi Uşşakiye’nin esma sıralamasında şuan için tespit edemediğimiz bir nedenle yedinci esmadan sonra gelen Vehhab esması yoktur. Ancak Hüseyin Hüsnü Aziz Efendinin halifesi Kazmi sultan Hz.lerinin silsilesinden gelen bir kolda Vehhab esmasının telkin edildiğini, Fatih Nurullah Efendininde aldığı manevi işaretler ve Ahmet Şemsettin Yiğitbaşi Hz.lerinin telkin ettiği Atvarı Seba ve Furatı Hamse esmalarındaki sıralamaya binaen Vehhab ismi şerifinide ihvanına telkin ettiğini bilmekteyiz. Diğer meşreblerde ise bunun yerine son esma olarak Allah esması okunmaktadır ki sondaki bu Allah esmasının da tarikatta Pir-i sani olarak kabul gören Cemalettin Uşşaki’ye, Hz. Ali’nin rüyasında öğrettiği ve o zatında bu esma’yı tarikatta içtihat ettiği rivayet olunmaktadır. Ve bu zattan sonra da Uşşakiye’nin devam eden tüm silsilelerinde bu husus devam etmiştir. Ayrıca Tarik-i Uşşaki de bu esmalar zikredilirken sondaki Allah esması hariç olmak üzere her bir esmanın “Ya” nidası eklenerek okunması usuldendir.

Ve yine Tarik-i Uşşaki’nin günümüzde İç Anadolu da devam eden bir kolunda Hüsnü Gülzari Hz.leri ismindeki bir zata nisbeten ve Fatih Nurullah Efendinin hakikatte piri olan bu zatla görüşerek aldığı bilgiyle isimlendirdiğini söylediği Uşşakinin “RUHZARİ” kolunun silsilesinde de cem esmaları olarak dörtlü esma talim edilmekte, bu son dört esmaya “Cem” esmaları denilerek, dördü birden yani;” Vahit, Ehad, Samed Allah” şekliyle telkin edilmektedir. Uşşaki tarikatının merkezi, Pirin kabri bulunduğu için İstanbul sayılmakla birlikte, başta Trakya ve Ege Bölgesi olmak üzere Anadolu’nun dört bir tarafına yayılmıştır. Hatta günümüz itibariyle İslam dünyasının bir çok yerinde Uşşaki mensupları bulmak mümkündür. Uşşaki hazretlerinin eldeki mevcut belgelere göre doksan dokuz halifesi bulunduğu tespit edilmekle birlikte kendisinden sonra yol en kıdemli halifesi Memican-ı Saruhani (Ö:1599) tarafından devam ettirile gelmiştir. Uşşaki’yeden sonraları Cemalettin Uşşaki (Ö : 1751) ile nispet edilen CEMALİYE – Ahmet Cahidiye(Ö:1659) nisbet edilen CAHİDİYE Abdullah Selahatdin Uşşakiye (Ö:1782) nisbet edilen SELAHİYE Muhyiddin Bursavi (ö :1680)’ye nisbet olunan MUSLUHİYE Ahmet Talib İrşadiye nisbet edilen İRŞADİYE ve son olarak Hüsnü Gülzariye (ö:1965) nisbet olunan RUHZARİYE şubeleri tesis edilmiştir. Bu kollardan CEMALİYE SELAHİYE İRŞADİYE ve RUHZARİYE günümüz Uşşaki silsilelerince temsil edilirken CAHİDİYE ve ona bağlı olarak çıkan MUSLUHİYE şubeleri zaman içerisinde inkıtaya uğramışlardır

RUHZARİ-NURANİYYE-İ UŞŞAKİYENİN TASAVVUFİ GÖRÜŞLERİ

Hüsnü Gülzarinin gül bahçesi ve onun yetiştirdiği gülleri tanıtırken, hem onun tariki, meşrebi, ve yola kattığı güzellikleri bir nebze anlatmadan geçemedik. Hem de ihvanın elinde muhtasar bir bilgi kaynak bulunur, ve istifade eder ümidiyle bu işe giriştik.

Yukarıda bahis olduğu üzere; fakir Hüsnü Gülzari’yi zahirde hiç görmediğim halde, dervişken alemi menamda bir camide buluşup birlikte namaz kıldık. Namazdan sonra, beyaz sarıklı, ufak boylu ve tenine dolgun bir zat yanıma geldi. Ağzının balını eliyle ağzıma doldurdu ve tarif edilemeyecek bir hal yaşadım. Bilahare fakire himmet eden bu zatın hangi tarikten olduğunu sormak aklıma geldi. “ Efendim siz hangi tariktensiniz” diye sordum. O da “ruhzari tarikindenim ” diye cevap verdi.

Hüsnü Gülzari’de yanıma geldi

Ağzının balını ağzıma verdi

Seni üstat yaptık ihvana dedi

Fehmi efendimdi yanımda duran

Uyandıktan sonra kendisinin Hüsnü Gülzari hazretleri olduğu, tarikininde Halvetiyül Uşşakiye, meşreben Ruhzari (ruhu zarda ) olduğu ayan oldu. İşte bir nebze bu Ruhzari- Gülzari meşrebinden bahisle, aslında tariki Uşşakinin seyri sülukuna değinmek istiyorum.

Ruhum bülbül olmuş Hakk’a zar eder

Mücahide tutunmuş hep firar eder

Pir’im Hüsameddin ile kâr eder

Muhammed’e giden kervan geldi mi

Dost eline gidenler nerdeler hani

Hüsnü Gülzari’nin daha önce dualamış olduğu bir derviş, ibadetine gevşek olarak hasta yatağında efendiyi ziyarete gelmiş. Olayın şahidi olan ihvan, Hüsnü Gülzari’nin o dervişin elini elinin içine alıp dikkatlice bakıp, “ oğul bizim yaktığımız kına çıkmazdı ama seninki iyi tutmamış galiba ” dediğini nakletti. Utanan derviş, “ yok yok tuttu efendim, içimdeki sızı ve nedamet gitmiyor söz dersimi yapacağım ” diyerek efendinin gönlünü almış.

Yine Hüsnü Gülzari başka bir mecliste,“ oğul bu hasta halimizle bugünde 15 kişiyi dualadık, bunların yaptığı işten yaptığı dersten, Cenabı Hak bizide nasiptar ederse buda bize yeter ” demiş.

Evet, Hüsnü Gülzari, yaktığı kına, tutan nefesi, gönülleri, kalpleri dirilten telkini, zikir ve muhabbet mayesi ile insanları Hakk’a yönelten bir zat idi.

Malum olduğu üzere nefesi şeyh, kibriti ahmer gibidir. Yedi esma kalpte devama ererse, ahlâkı zemimeye fena verir ve cümle hastalıklara deva olur. Bu yedi esma ancak kimyayı nefesi şeyhin, taliplere muhabbetle telkini ile devama erer.

Nefesi şeyh ise, Cenabı Hakk’ın Cibril’i emin ile Medine’de habibinin kalbine ilka ettiği telkin mayesinin, peygamberimiz tarafından imam Ali (kv)’ye ve eshabına muhabbetle telkini silsilesiyle eminden, emine kendisine ulaşmış nefestir ki, onun kalbi bu iksirle dolmuştur. Kimyayı nefesi şeyh odur.

İşte Hüsnü Gülzari hazretleride kendisine bu tarikle gelen telkini zikir mayesini, muhabbetle Necati dededen almış, nefesi ile İç Anadolu’yu zahirde diriltmiş, kalpleri ihya etmiş, batında da Kutbul Aktap olarak, insanı kamil olarak alemleri ihya etmiştir.

Malum olduğu üzere bütün tarikler birdir, hepsi yedi esma üzere bina olunmuş. Bilahare kişilerin ictihatlarına göre zaman içinde bazı farklılıklar görülmüştür.

Bu meseleyi Ahmet Şemseddin Yiğitbaşı Risaleyi Tevhidinde şöyle beyan eder. Allah Teala gizli bir hazineyken kendisinin bilinmesini arzu etti,ve muhabbetle evvela Ruhu Muhammed’iyi halk eyledi, ve mürit menzilinde tutup nurdan bir kandilde Halvet ettirdi. Kendisini şeyh menzilinde tutup kelime-i tevhidi telkin eyledi. Bin yıl Ruhu Muhammed’i kelime-i tevhid ile meşgul oldu. Sonra bu muhabbetle ikinci esmayı lafzatullahı telkin etti, bin yılda ikinci isimle meşgul oldu. Ondan sonra bu muhabbetle üçüncü isim olan Hu esmasını bin yıl, dördüncü isim olan Hak esmasını bin yıl, beşinci isim olan Hay esmasını bin yıl, altıncı isim olan Kayyum esmasını bin yıl ve yedinci isim olan Kahhar esmasını muhabbetle telkin etti. Hakk’ın bu isimleri Ruhu Muhammed’i ye de devamlı kendini zikreder hale geldi.

Bu yedi isme meşayıhın usulü esma demesinin hikmeti budur. Bu usulü esmanın nurları vücut menzilesinde olup, muhabbetullah ruh menzilesinde oldu. Aşkı hakiki denen işte bu muhabbettir. Zira muhabbet ile bağlanan ( telkin edilen ) zikir dinmez, zikir ile bağlanan muhabbet zail olamaz.

Hak Teala, Cebrail (as.) aracılığı ile bütün enbiyanın kalbine telkini mayesini, zikri ilka eyledi.

Aşkı hakiki denen bu mayeyi, telkini zikri, ( kalbine ilka olunan şeyi ) Resulullah (sav) Medine’i Münevvere’de ashaba telkin eyledi.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, ve imam Ali, Resulullah’dan sonra bu maye ile irşat ettiler, meşayıhın yoluda bu usül üzeredir. Böylece tarikata girip seyri süluk çıkarmak hem farz hemde sünnet oldu.

Resulullah (sav)’ın mübarek vücudunun halk ile münasebeti var idi. Mübarek vücudu ile halka telkini maye edip, irşat edip, Hak ile münasebet kurmalarını sağladı.

Vefatından sonra Resulullah (sav) bu usulü bozmadı. Yani benim mübarek Ravzam ile münasebet kurun telkin alın demedi yerine halife diledi. Artık mezardan telkin olmaz, neuzü billah bu mayeden muhabbetten mahrum olunur.

Bu takdirce batın için irşat tariki budur ki, Kutbul Aktap’ı hakikilik Resulullah’ın ola. İmam Ali (kv)den mücaz kişiler, yani kalbi bu maye ile baliğ olmuş kişiler, ehli irşat oldular ve dualadıkları kişiler Kutbu Manevi oldular.

Yine Ahmet Şemseddin Yiğitbaşı, Silsile-i Ehli Tarik adlı eserinde, asrı saadette şu olayı delil göstermekte.

Resulullah (sav) zamanında ashabı suffa denen 360 kimse vardı. İttifak hazreti Ali (kv) bir gün namaz kılmak niyetiyle mescidi Kuba’ya gidince, gördük ki bir bölük Müslümanlar Hakk’ın ibadeti ile meşgul olmuşlar. Asla gelenden ve gidenden haberleri yok. Hazreti Ali (kv) bu melaletle Resulullah’ın yanına geldi. Resulullah dedi ki, “ Ya Ali, niye melül oldun ? ”

Hazreti Ali (kv) cevap verdi. “ ya Resulullah, mescidi Kuba’ya vardım, gördüm ki suffe-i safa tevhide meşgul olup, ibadet nuruna müstağrak olmuşlar. Asla gözlerine bir nesne görünmez” deyince, Resulullah buyurdular ki.“ ya Ali (kv), sen dahi tevhide meşgul olup Bari Teala onlara ibadet nurunu nasip ettiği gibi, senin gönlünüde tevhid nuru nasip ola ”dedi.

Hazreti Ali (kv) tevhide meşgul oldu, gelip Hazreti Ali (kv) peygambere (sav) dedi ki, “ ya resulullah asla bana bir nesne ayan olmadı” deyince, hazreti peygamber (sav) “ ya Ali ığmız aynek, gözünü yum” deyip hazreti Ali’nin kulağına telkini tevhid eyledi ve Hazreti Ali (kv) varıp tevhidle meşgul oldu ve bilahare gelip, “ya resulullah, bana şunun gibi acaip ve garaip haller vaki oldu” deyince, Hazreti peygamber (sav) Cibril’i emin’in kendi kalbine ilka ettiği ezelde Cenabı Hakk’ın hakikatı Muhammed’iyeye talim etmiş olduğu esmeları sırayla telkin edince yedinci esmaya geldiğinde dağlar ve taşlar Hazreti Ali (kv)’ye Biiznillahi Teala hal diliyle kelimat eyleyip secde ettiler.

Hazreti Ali (kv) dahi Hasan Basri’ye ondan Habibi Acemi, Davudu Tai, Marufu Kerhi, Seriyi Sakati, Cüneydi Bağdadi, Seyit Yahya Şirvani, Alaaddin Uşşak, Ahmet Şemseddin Yiğitbaşı, ondan günümüze kadar geldi.

Yine Ahmet Şemseddin Yiğitbaşı hazretleri bu olayı naklettikten sonra, Hazreti peygamber (sav)’in bu telkini bu şekliyle sadece Hazreti Ali (kv)’ye yaptığı, diğer ashaba biat vaki olması nedeni ile tarik silsilelerinin ashab arasındaki fazilet tartışmalarına girmeden ve Musa (as.)’ın Hızır (as.)’a biatını örnek göstererek, Hazreti Ali (kv)’de sonlanması gereğine dikkat çekmiş.“ Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” buyurduğu sebeple Allah (cc.)’a vuslat etmek isteyenlerin Hazreti Ali (kv) kapısından ve ondan mücaz meşayıhın açtığı kapıdan içeri girmeleri gerektiğini beyan etmiştir.Fakirin kanaatide budur.

Yalnız şuna dikkat etmeli ki insanları idlal edecek halsiz şeyhlerden uzak durula. Böyle kişilere derviş olmaktansa ehli sünnet yolunda ebrar tarikiyle geçinmek evladır. Halsiz şeyhe intisabın sonu dervişin ilhadı veya hakiki meşayıhı inkardır.

Malum olduğu üzere meşayıh 4 alemden bahsetmiş.

1-ALEMİ LAHUT

2-ALEMİ CEBERUT

3-ALEMİ MELEKUT

4-ALEMİ ŞUHUD

Alemi Lahut, Cenabı Hakk’ın kendi zatıyla bulunduğu yaradılışın başlangıcından beri değişmeyen mahlukatın ilmi ezeliyle vatanı aslisi olan bir alemdir. Cenabı Hakk (cc.) bir kenz, bir hazine iken Alemi Lahut’ta bilinmeyi murat etti ve hakikatı Muhammed’iyeyi kendi nurundan halk etti ve ondan Alemi Ceberrutu, Melekutu, Şuhudu dünya hayatını halk etti.

Alemi Lahut zatı itlakiyetin bulunduğu alem, Alemi Ceberrut Arş ve Kürsinin bulunduğu alem,Alemi Melekut yedi kat sema ve içindekiler, Alemi Şuhud dünya ğöğü ve hayatı olmak üzere tasnif edildi. Meşayıh bizim idrakimize bunu böyle sundu.

Başladı vücutta gizli bir yanış

Zuhur etmezmi dost ile barış

Hakikat alemini sor karış karış

Makamı Mahmud’a giderim Allah

Cenabı Hak Alemi Lahuttaki kendi ruhundan Adem’e, Adem’in sulbünden Havva’nın ve kızlarının rahmine üfledi.halkiyetle bu üreme devam etmektedir. “ Nefahtü fihi min ruhi”

“Legad halaknal insane fi ahseni takviym sümme redednahu esfele safilin” Adem’i ve Havva’yı en güzel bir şekilde kudretiyle halk eden ve Alemi Melekutta Cennete iskan ettiren Hakk (cc.) malum olayda şeytan aleyhilanenin ceddimizi kandırması ile esfele safilin olan dünya hayatına indirdi. Bu indirme belkide bir vechiyle onun bulunduğu makamdan daha ilerilere çıkabilmesi, çıkma istidadının kullanılabilmesi içindi. Cennette iskan olunan cesed ve ruhi Adem bilahare sulbünden gelecek olan Habibi Ekrem Resulü Muhterem Muhammed Mustafa (sav) sulbü madere düşmesi, zamanı gelince yapacağı miracla, ruh, meal,cesed, Sidrei Müntehaya, oradanda Kabı Kavseyn ev Ednaya kadar çıkması için aşağıların aşağısı olan dünya hayatına gönderildi.

Hazreti peygamber (sav), Alemi Lahutta nuru tevhidin vechinden nikabı açmasıyla, bi kamu keyf Rabbi (cc.), ile görüşmüş ve onunla mukabele etmiş ve Lahut nuruyla halk olduğu asli vatanına kavuşmuş ve yaradılış gayesinin esası olan marifetullaha kemaliyle ermiştir.

İşte Allah Resulünün açtığı bu mirac yolundan, nevi beşerin en faziletlilerinden olan Muhammed ümmeti ruhi miraclarını gerçekleştirerek Allah (cc.)’a marifet kesbetmek ve ona doğru ruhen mirac yapmaktır.

Alemi Lahuttan indirilen bu ruh Arşı ala nuruna mübeddel oldu, oradan Kürsü nuruna mübeddel oldu, oradan yedi kat semanın nurlarına ayrı ayrı mübeddel olarak Şuhud alemine inip ana rahmine üflendi.

Sıfatı Tis-a denilen bu dokuz göğün nuruna mübeddel olan Alami Şuhuda indirilen ruh vatanı aslisinden uzak ve bu dokuz nura mübeddel bir şekilde aşağıların aşağısı olan dünya hayatına indirildi.

Yaratılış gayesinin aslı bu tenezzül esnasında dokuz göğün nuruna ve sıfatına bürünerek Alami Şuhudda Anasırı Erbaa kaydına girip hayvani sıfatlarla muttasıf olan ruhun ahlaki zemimesinden kurtularak, Etvarı seba denilen bu yedi tavırdan Cenabı Hakk’ın Habibine ezelde telkin etmiş olduğu ve bilahare yine Cenabı Hakk’ın Cibrili emin vasıtası ile kalbi ve cesedi pakı Muhammediye dünya hayatında ilka ettiği usulü esma ve muhbbet mayesiyle zikri müdama ( devamlı zikirle ) ererek bu tavırlardan arındığı gibi ve ashabınada arıttığı gibi onun kamil varisinden muhabbet tarikiyle alınan zikir telkini mayesiyle ahlâkı zemimeye fena vermek hayvani sıfatlardan arınıp insan olmak kamil olmak gerekmektedir. İmtihanın aslı ve yaratılış gayesi budur.

Etvarı seba denilen bu yedi tavırda son üç ğöğün mübeddilatı bir sayılıp bilahare,

1-NEFSİ EMMARE

2-NEFSİ LEVVAME

3-NEFSİ MÜLHİME

4-NEFSİ MUTMAİNE

5-NEFSİ RADİYYE

6-NEFSİ MARDİYYE

7-NEFSİ SAFİYYE

olarak belirlenmiş ve her bir tavrın karşılığı olan sıfatını ve mübeddilat nurunu ifna ettirecek sıfatı Tis-aya yok edecek terakkiyi sağlıyacak esmaların muhabbet mayesiyle telkini asrı saadetten günümüze kadar kamil be kamil gelmiş, muhabbet mayesiyle kamillerin lisanından yapılan kelimei Tevhid telkini nefsi Emmare sıfatını ifna etmiş, Lafzatullah sıfatı Levvameye ifna vermiş, Hu esması sıfatı Mülhimeye ifna vermiş, Hak esması Mutmaineden terakki sağlamış, Hay esması Radiyeden terakki sağlamış, Kayyum esması Mardiyeden terakki sağlamış, Kahhar esması Safiyeden terakki sağlamış ve sıfatı Tis-anın ifnası yedi tavırın sülukünun aşılması ve seyri süluk, tarik yolu denilen bu yoldan geçen kişinin indirildiği alemlerden geri yükselerek geldiği Alemi Lahuta çıkması ve Lahut aleminin nurunun tecelli etmesi basiretle Cemalullahı görebilmesi vatanı asliye kavuşması söz konusu olmuştur.

İşte Ruhzari meşrebi de diyebileceğimiz Halvetiyenin Uşşaki tarikinde seyri sülukun bu temel esmalarına rağbet edilmiş yedi esmadan sonra, beş esma (Hazretül Hams ) bulunan tariki Uşşaki esmalarını bu meşrepte ya Fettah esmasına kadar diğer Uşşaki meşreblerde olduğu gibi tek tek talim edilmiş. Ya Fettah esmasından sonrada Vahid, Ahed, Samed, Allah esmalarını dörtlü esma olarak ve makamı cem esmaları olarak talim etmiş ve bu şekilde taliplerini Hakk’a vuslat ettirmiştir.

Ayrıca kuvvetli bir zakir (idareci) ve rehber ( ihvana yol gösteren, rüyalarını dinleyip esma değiştiren) kadrosu oluşturarak hizmetin devamını sağlamıştır.

1925 yılında çıkan tekke ve zaviyelerin kapanması ile ilgili kanun ve menemen olaylarından sonra tarik silsile ve meşrebleri Türkiye’nin her yerinde inkıtaya uğramış ve o günün zor şartlarında Hüsnü Gülzari ve hulefası cansiperane hizmetin devamını sağlamıştır. Hasan Necati dedenin dergahı kapandıktan sonra kendisi ve Hüsnü Gülzari hazretleri, bu hizmeti köy odalarında ve ihvan evlerinde devam ettirmiş. Tariki Uşşakinin usül ve erkanını bozmadan devamını sağlamıştır. Uşşakinin asıl halakayı zikrullah usulünü korumuş, özelliklerini usül ve füruu aynen devam ettirmiştir.

Fakirde bu yola girdikten sonra bu güzelliklerin devamına titizlik göstermekteyim. Her ne kadar zikir tempomuz cezbeli isede başlangışta usulün korunması bilahare cezbeli zikre geçilmesi ve diğer tarik meşreblerce tevhidin sağlanması gerektiği kanaatindeyim.

Bu arada son dönem Uşşaki meşrebleri bilemediğim nedenlerle Hasan Hüsameddin Uşşaki hazretleri ve Halvetiyenin usulünü değiştirdikleri esmaların aslına sadık kalarak bir takım değişiklikler yaptıkları gözlenmektedir. Bu husus sonradan gelenlerinde bu açılan kapıdan girerek başka başka ilaveler yapmaları ve yolun aslını tahrif etmesi ihtimalini doğurmaktadır.

Fakir bizzat Uşşaki meşrebiyiz diyen fakat şeriat kaydından kendini azade hisseden ve bizim 48 adet esma ile seyri sülukumuz çıkar diyenlere rastlamışız.

Son dönem Uşşaki meşayıhından olan Mezarcı Mehmet efendinin ağzından bizzat şöyle işitmiştim. Şeyhi kendine icazet yazdığında, şöyle vasiyet etmiş.“Bizden aldığın usulü aynıyla devam ettir, kendinden yola ve erkana hiç bir şey katma”. Bu manada Hüsnü Gülzari hazretlerinin tarik kardeşi, Hasan Necati dedenin icazet yazdığı çok alim fazıl olan Zühtü Dede, “ biz dervişi Hu esmasında irşat ederiz, 12 esmayı bekletmeyiz” demesi ile Pir’lerin gadrine uğradığı ve erken vefat ettiği İbrahim İpek efendi tarafından beyan edilmişti.

Talibi İrşadi hazretlerinin icazetli talebelerinden olan Hüseyin Hüsnü Aziz, Sücaaddin Baba, ve Kanber efendi yukarıda bahsettiğimiz usule riayet etmişler, tekke ve zaviyelerin kapanmasıyla intikaya uğrayan zor günler yaşayan usullerini kaybeden Uşşaki tarik meşrebleri bilahare bazı değişikliklere karşı karşıya kalmışlar.

Allah’a hamd ve şükürler olsun ki Seyit Necati dedenin Anadolu’ya taşıdığı ve Hüsnü Gülzari hazretlerine teslim ettiği yolda özünü aslını bozmadan devam etmiş zikir ve esma usulleri değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

Rivayet olunur ki Hüseyin Hüsnü Aziz efendiye kadar Uşşaki zikirlerinde dervişleri feyizlendirmek ve ritim için, tef, bendir gibi alet kullanılırmış. Bir gün Hüseyin Hüsnü Aziz efendi bir zikrullah meclisinden sonra evin sahibi kadı efendinin kızına zikri beğenip beğenmediğini sormuş. O da “ zikri bilmem ama tefin sesi kulağıma çok hoş geldi, çok hoşuma gitti ”demiş. Bunun üzerine celallenen Hüsnüya dede tefi parçalamış ve bir daha da meydan zikirlerinde çaldırmamış.

Halveti Uşşaki tariki ve Ruhzari meşrebi şeriatın zahirine bağlı tarikatın usül ve füruuna uygun hareket eden efendimiz (sav)’in ( hayrul umurihi evsatuha ) işlerinizin hayırlısı ortasıdır dediği bir orta yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Bütün Uşşaki meşrebinin idarecileri hadimleri bu hizmeti ön plana çıkararak hizmete devam etmeleri temennimizdir.

Bu arada Sücaaddin babanın halifelerinden Sami Niyazi hazretlerinin tertip etmiş olduğunu zannettiğimiz usulü esmada Allah Allah Ya Allah, Hu Hu Ya Hu, Hak Hak Ya Hak, Hay Hay Ya Hay, Kayyum Kayyum Ya Kayyum, Kahhar Kahhar Ya Kahhar, ilel ahir. Bu tertip devam ettirmekte alim ve fazıl olan Hüsnü Gülzari hazretlerinin bu tertipi eleştirdiğini İbrahim İpek efendi bize bildirmişti.

Eleştiri konusu yukarıda bahsettiğimiz gibi hazreti Pir’in usulünü bozmamaktaki hassasiyet, bir diğeri ise dervişlerin usülü esmayı başında ya (ey) nidası olmadan anması edebe aykırıdır görüşüdür.

Bilahare Seyit Kazım efendi diğer tariklerden aldığı icazet nedeniyle olsa ders tariflerinin başına 111 besmeleyi şerif ekleterek tevbe istiğfarla başlayan hazreti Pir’in usulüne ilave yapmıştır.

Fakire el an hallerini dinlediğim bazı ihvanlarda İbrahim İpek efendinin talim ettiği Ya Allah, Ya Nur, Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zelcelali vel İkram, gibi ikili ve dörtlü esmaları duymaktayım. Zakirlerden yeni dervişlere bu esmaları isteyenlere, “bu İbrahim İpek efendinin ictihadı nefsi talimidir, bu esmaları veremezsiniz ” deyip, asıl usulü esmaya ağırlık vermeyi uygun görmekteyim. Böylece hazreti Pir’in tertibini bozmadan elimizde kalan bu öz Uşşaki meşrebi halakayı zikrullah usülleri olsun ve diğer tertibi esmaları olsun aslına uygun korunmasından yanayım. Böylece Halvetinin Uşşaki kolunun Ruhzari meşrebinin en iyi bir şekilde icra edileceği kanaatindeyim. Allah’u alem bisevab.

Şimdi meşayıh, tertip ettiği bu yedi tavır hakkında muhtasar bilgiler vererek bu konuyu bu kitabın içinde sınırlı tutarak bitirmek istiyorum.

Malum olduğu üzere tariki Uşşakinin 12 adet usulü esması vardır. Bu esmaların Halveti silsilesinde geriye doğru incelediğimizde Seyit Yahya Şirvani, Dede Ömer Ruşeni, Ahmet Şemsettin Yiğitbaşı hazretleri usulünde de 12 esmayı görmekteyiz. Tertibi biraz farklı olsada bu esmalar,

1-Kelime-i Tevhid

2-Ya Allah

3-Ya Hu

4-Ya Hak

5-Ya Hay

6-Ya Kayyum

7-Y a Kahhar

8-Ya Vehhab

9-Ya Fettah

10-Ya Vahid

11-Ya Ahed

12-Ya Samed

olarak sıralanmıştır.

Ahmet Şemsettin Yiğitbaşıyla gelen kolun İzzettin Karamani, Ümmi Sinan ve Hasan Hüsameddin Uşşaki hazretlerini usulü esmasında bu esmaların varlığı fakirin kanaatidir. Hazreti Pir Hasan Hüsameddin Uşşaki’den sonra silsilede olan bazı inkitalar Pir’i sani Cemaleddin Uşşakiye kolun belirsizlikle gelmesine yol açmış bilahare Cemaleddin Uşşaki doğruluğunu ispatlayamadığımız bir nakilde kendisine ceddi İmam Ali (kv)’nin maneviyatta 12 esmayı

1-Kelime-i Tevhid

2-Ya Allah

3-Ya Hu

4-Ya Hak

5-Ya Hay

6-Ya Kayyum

7-Y a Kahhar

8-Ya Fettah

9-Ya Vahid

10-Ya Ahed

11-Ya Samed

12- Allah

olarak talim etmiştir.

Bundan anlaşıldığı üzere 2.esma olan Ya Allah ile 12. esma olan nidasız Allah mükerrer olarak yer almaktadır. Yine bu usül hazreti Pir’den geldiyse Hazreti Pir Hasan Hüsameddin uşşaki hazretleri Pir olarak böyle bir ictihad ederek kendi usülünü kurmuş olur. Böyle değilse Nakşi dersinide talim eden fakirin kanaatı, Piri Salis Selahaddin Uşşakinin ve belkide silsilede olan ondan önceki meşayıhların bazılarının Nakşi tarikten de mücaz olmaları, Nakşi tarikinin yegane esması olan Lafzatullah ile 12 esmanın nihayetinin bitirilmesi gibi bir ictihad, doğurduğu düşüncesini uyandırmaktadır.

Bir başka akla gelen şey ise, Lafzatullahın diğer esmaya muzaf olması esmaların tek tek veya dörtlü şekilde okunurken, sonunda bulunması esmanın icrasını çıkarmayı kolaylaştıracağından, örneğin Ruhzari meşrebinde Hay esması kıyamda, Hay Hay Hayy Allah diye okunduğundan ve Vahid, Ahed, Samed Allah diye cem esmaları darp olunduğundan alt sıralamada Ya Vehhab ismi şerifinin unutulduğu, veya tertipten bu vechile çıkartıldığı kanaatindeyim.

Bu halin aslın ne olduğu kaynak ile elimizde belgelenemediği için Pir’in ruhaniyetinden bir uyarı, Rabbimden bir beyan söz konusu olursa ve elimizde hazreti Pir’in usulü esması ile ilgili bir kaynak eser ( kendi zamanında ve yakın hulefasından ) ortaya çıkarsa bu konunun netleşeceği inancındayım.

Bu Etvarı seba denilen yedi tavır ve kişinin enfüs alemindeki seyri, hazreti Hamse denilen beş esmanın tavrı tevhid mertebelerinde alemlerin seyri olarak 12 esmanın seyri süluku tamamlanmaktadır.

Tariki Uşşaki’nin seyrini, kendi nefsini tanıyabilmesi için yapacağı seyri iki kısımda ele alınır ki birinci kısım seyri Enfusi ve devri ademdir ki ;

Bunlar 1. Nefsi Emmare, 2. Nefsi Levvame, 3. Nefsi Mülhime, 4. Nefsi Mutmaine, 5. Nefsi Radiye, 6. Nefsi Mardiye, 7. Nefsi Safiye olarak adlandırılır. Bu seyri tamamlayıp, bu sıfatlardan terakki etmek için kişide azim, say ve gayret, Cenabı Hakk’ın yapmış olduğu iyi hal ve tavırlar karşısında, o kişiye ikram ve ihsan etmesi, ezelde de nasiplendirmesi gerekmektedir. Cenabı Hakk bize ve ümmeti Muhammed’e bu yolu açıp sülukumuzu zaman ve hakkı ile tekamül ettirmeyi nasip eylesin. Amin Ya Erhamerrahimin.

İkinci kısma ise (Hazreti Hamse ) beş hazret mertebesi denmektedir. Tevhid mertebelerini ifade eder bunlar. 1. Efal Alemi, 2. Esma Alemi, 3. Sıfat Alemi, 4. Zat Alemi, 5. İnsanı Kamil diye adlandırılmış. Bu mertebelere çalışarak, yaşanarak ve Hakk’ın lütfu ile aşılarak, mürşitlerin himmetleri ile kemala erilir. Allah (cc.) kendisine çekmeyi murad ettiği kulları bu yoldan geçirerek kendisine ulaştırır.

Abdulkadir Geylani hazretleri Men Aref dersi okumayanın, yani bu seyri gerçekleştirmeyenin zahirde ilim sahibi de olsa cahil sayılacağını beyan etmiştir.

Efendimiz (sav) “ Men arefe nefsehu fegad arefe Rabbehu” buyurmuş ve büyüklerimizde nefsin cihad ile, mücadele ile temizleyip tezkiye edilebileceğini bizlere bildirmiştir. Bu manada İpek efendi;

Lazımdır dervişe say ile gayret

Yetişmek istersen kervana dedi.

Diyerek bir başka divanında;

Say ve gayret ile çıktık bu kaşa

Bu hali görenlerin hep aklı şaşa

Layıkmıydım Mevlam bende bu işe

Rüşdüyü umman daldırdın Allah.

Diyerek seyri süluk yolunda lütfu ilahinin yanında say ve gayretli olmaya kesbe dikkatleri çekmiş.

Tasavvuf büyükleri bizlere nefsin aslında bir olduğu ve sıfatlarının yedi olduğunu bildirmektedir.

Nefsi Emmare bütün gücüyle kötülüğü emreder, istediğini yaptıran nefis anlamındadır.Nefsi Emmare sıfatından kurtulabilmek için evvela onu iyi tanımalı ve her vchi ile tarif etmek gereklidir.

Hak yolu taliplerinin bidayette en zor, en güç geçen makam burasıdır. Sıfatı Tis-ayı tarif ederken ruh Nefsi Emmarenin kaydında iken üç göğün nurunda mübeddel olduğunu ve anasırı erbaa ile mecz olduğunu bildirmiştik. Bu makamda ruh ten kafesine sıkışmış ve ruhu hayvan denilen gardiyanın tasallutunda ki bir esir mesabesindedir. Ruhun bu esaretten kurtulması ve ten kafesini yarıp mübeddel olduğu bu üç göğün nurundan arınması bidayette zor bir iştir.

Malum olsun ki bir çocuk anne sütüne alışıkken mamaya geçmesi çok zordur. Mamadan yemek yemeye alışması çok zordur. Nefsin bulunmuş olduğu tavır ve mertebelerden sıyrılması o derece zor ve metanetli bir iştir.

Bu nefis mertebesinde kişi eğer daha şeriat kapısından içeri girmemiş ve mükeelefiyeti kabul etmemişse daha vahim bir durum arzeder.

Mürşidin dizine oturan ve muhabbetle mayeyi zikiri (zikir telkinini) alan mürit şeriatın rükun ve kurallarına uyacağına dair mürşidi şahit tutarak söz vermiş olur. Böylece nefsi daha önceki adetlerinden kesilir. Bebeğin sütten kesilmesi gibi, kişi onu mamaya ( ibadet ve taate ) alıştırmaya gayret eder. Şeriatın rükünlerine uyarak almış olduğu zikir telkinine devam eder. Nefsi Emmare sıfatına fena vermeye, ahlâkı emimesini ifna etmeye ve ruhunun mübeddel olduğu sema nurlarından sıyrılıp asli vatanına doğru yönlenmeye başlar. Yavaş yavaş Nefsi Emmarenin kötü sıfatları izale olmaya başlar.

Tasavvuf büyükleri Nefsi Emmareyi yedi başlı ejderhaya benzetmişlerdir.

1. Kibir, ucup, enaniyet

2. Hırs, tamah, buhul

3. Şehvet, hubbu dünya

4. Gadap, kin

5. Şirk, küfür, fısk

6. Cehalet, gaflet, günah kebair

7. Darp, zulüm

Bu yedi sıfattan ikisi asıldır. Bu ikisi fena bulursa diğerleri çabucak ortadan kalkar ki bunlardan biri hubbu dünya (dünya sevgisi), ikincisi benlik ve enaniyettir. Peygamber (sav) “ hubbu dünya reisi külli hatiatun” diyerek mezmum, (yerilmiş) olan dünya sevgisinin kötülüğünü işaret etmiş. “Vücudun, enaniyetin öyle bir günahtır ki, günah olarak sana yetişir” diyerekte benlik ve enaniyetin ne kadar kötü bir sıft olduğunu işaret etmiştir.

Kişi mürşidinin dizine oturupta mayeli zikir telkinini aldığında benlik ve enaniyetinden varlık kaydından kurtulmuş olur. Alim ise alimliğinden, zengin ise malının kaydından, makam sahibi ise o makamın kendine verdiği varlıktan sıyrılmış olur, zikre müdavametle kişini kalbindeki gayri sevgileri de izale olur ve böylece Allah’ın sevgisi o kalbe yerleşir.İbrahim İpek efendi, “ kişinin dili neyi zikrederse, gözü onu görmeyi arz eder, gönlüde ona meyleder” buyurmuştur.

Böylece Kelime-i Tevhid, cehri ve hafi müdavemetle, kişi Emmare sıfatlarına ifna verir, ve yedi başlı ejderha suretindeki, yukarıda saydığımız birbirine girift olan ruhu hayvanın kötü sıfatlarına fena verir, ve vücut ülkesinde ruhu hayvan, ruhu insanla imtizac eder onun hali ile hallenmeye başlar vahşi hayvan sıfatından kurtulup insan olmak, kamil olmak yolunda terakkiyat sağlar.

Bu işin yolu başlangıçta 1. Mürşide biat, 2. Telkini zikre müdavemet, 3. Şeriatın had ve hududuna riayet, 4. Tarikatın usul ve füruunda istikamet, 5. Nefse muhalefet, tahliyeyi kalp, tezkiyeyi nefistir.

Üçüncü şık olan tarikatın usül ve füruuna müdavemet en önemli noktalardan biridir ki, cemaatleşmek, haftada birde olsa halakayı zikrullaha devam etmek, cehri ve hafi olarak Kelime-i Tevhidi çokça zikretmek gerekmektedir. İbrahim İpek efendi “ Şeriatın ilanı Ezan’ı Muhammed’i, tarikatın ilanı halakayı zikrullahtır. Dervişler haftada bir gün halakayı zikrullaha girmezler ise, tespihte çekseler zaman içinde tarikatten düşerler ” buyurmuştur.

Haftalık cemat zikrini yapan kişi günlük evradını 24 saatte bir kez şu tertip üzere yapar. Efdal olan vakit seher vaktidir.4 rekat tarikat namazı ( seyri süluk yol namazı ) kılınır. Huzurda diz üstü oturur şekilde;

1. 1 Fatiha’yı Şerif

2. 3 Ayetel kürsü

3. 11 İhlas’ Şerif

4. 1 Felak Suresi

5. 1 Nas Suresi

6. 1 Fatiha’yı Şerif

7. Bakara suresinin başı. ( Kur’anı Kerim’de ki Fatiha Suresinin yanında ki “Elif Lam Mim”)

okunur. Hasıl olan sevabı Peygamber (sav) efendimizin ruhuna ali eshabına, Pir Hasan Hüsameddin Uşşaki hazretlerinin, Hüsnü Gülzari hazretlerinin, İbrahim İpek efendinin ve cümle geçmiş üstadlarının ruhuna ve kendi mürşidimizin ruhu makamına hediye eyledik vasıl eyle Ya Rabbi deyip, kendini dünya ne masivadan uzak tutmaya çalışarak rabıtaya yönelinir.

1 Tesbih tevbe istiğfar, ( estağfirullah El Azim )

1 Tesbih Selavatı Şerife

çekildikten sonra, destur ver Ya Hu, destur ver Ya hazreti Pir, destur ver Ya Ricalel Gayb, Neveytülillah, Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmnirrahim, efdali zikrullah fağlemenne Hu Lailaheillallah detip 700 adet Kelime’i Tevhid çekilir. Ders bittikten sonra aynı minval üzere sevabı bağışlanır.

Halakayı zikrullah ise haftada bir veya iki kez toplanmak üzere yapılır. İdareci destur aldıktan sonra silsile okunur. Tevbe İstiğfar ve Salavatı Şerife toplu halde cehren okunur. Bilahare Kelime’i Tevhid ve Lafzayı Celal oturarak cehren zikredilir. Hu esmasında kıyam edilir. Hak esması okunduktan sonr, Hay esmasında, “ Hay Hay Hayyyy Allah” diyerek en son Hay esması uzatılıp Lafzatullaha darp edilir. Hay, Kayyum, Kahhar, Fettah esmalarının yüzbaşıları okunur. Kayyum, Kahhar, ve Fettah esmaları Ya Kayyum, Ya Kahhar, Ya Fettah diye “Ya” nidası ile okunur. Son olarak yüzbaşısı okunduktan sonra Vahid, Ahed, Samed, Allah esmaları toplu olarak, cem esmaları olarak okunur ve tekbir ve salatu selamdan sonra oturulup duaya geçilir.

Netice olarak nereden ınkıtaya uğradığını bilemediğimiz Ya Vehhab ismi şerifi Halvetiyenin asıl furuatından olduğunu tetebbuatımızdan ve bazı diğer uşşaki meşreblerindede bu esmanın taliminden dolayı bu anda aciz kardeşinizde bu esmanın talimini uygun görerek halvetiyenin asıl sulukuna uygun bir yöntem izlemektedir.

Kaç Yıldız Verirsin?:

Bir Cevap Yazın