25.11.2016 Cuma Hutbesi

1438. İslam asrı 25 Safer Kasımpaşa Asitanesi Şeyh Fatih Nurullah Efendi hutbesi özeti:

Bir İslam devletinin oluşabilmesi için, önce İslamî kuralların cari olması, sonra iman hakikatlerinin yaşanılır olması, ve sonrada devletin kurulması gelmektedir.Bunlardan biri eksik olur ise, İslam’ın hak ile yaşanması mümkün olmaz.

İslamî hüviyet ile ortaya çıkan hükümetler, devletler; imanî hakikatlerden uzak dururlar ise bu güç ve kuvvetleri daim ve kaim olmaz, bereket zail olur ve muasır medeniyetler dediğimiz ve ‘insanları sömürü’ üzerine kurulmuş güçlerin oyuncağı haline gelir. İman hakikatlerinin elde edilebilmesi için de tarihimize bakmamız, bizi devlet yapan, bize güç veren umdeleri bulmamız ve o hakikatleri yaşamamız ve yaşatmamız gerekmektedir. Bu da kısaca Yesevî gelenek dediğimiz, Anadolu İslamıve Evliyaullah’ın yolu dediğimiz bu yoldur ki, eğer bu güç yanımıza alınır, iman hakikatleri yaşanılır ve yaşatılır, bu hakikatler üzerine bir devlet bina edilir ise, elbette ki ebed müddet bir devlet olacak, ve inşallah dedelerimizin kısmen muvaffak olduğu,bize emanet ettiği bu hüküm ve hükümet, inşallah ila yevmi-l kıyameh, devam edecek ve ettirilecektir.

Efendimiz (sav) bize ilim talep etmemizi beyan buyurmuştur. Bu ilmin nihayeti marifetulah ilmidir, Allah’ı bilmek ve tanımak ilmidir ki Hazreti Cüneyd (ks),’Eğer marifetullah ilminden daha büyük bir ilim olsaydı, gidip onu da tahsil ederdik’ buyurmuştur. Dolayısıyla ‘Allah’ı bilen, bulan neyi kaybetmiştir, Allah’ı unutan ve Allah’tan uzaklaşan neyi kazanmıştır’ denmiştir. Bizler evvel emirde kainatın yaratıcısı olan Rabbimiz (cc) ile aramızın düzeltilmesi ve o ilahî güç ile irtibatlarımızın kavileşmesi, güçlenmesi noktasında çalışmalarımızı yapmamız ve bu manada bize bu irtibatı kurduracak olan ilmi bulmamız gerekmektedir. Eğer bu irtibat kurulmaz ve bu ilim bulunmaz ise; İslamî ve şer’î noktada yapacağımız her türlü çalışmalar, bizi devlete ulaşmak yerine zillete ulaştırır ve bizi bir takım güçlerin maskarası haline getirir.

Bugün itibari ile Selçuklu’yu kuran, bütün dünya coğrafyasına hakim olan, bilahare Osmanlı Devleti ile taçlanan bir medeniyetin temsilcileriyiz. Bize bu gücü veren İslam’ın gücüdür, iman hakikatleridir. Sadece İslam’ın zahir hükümleri ile bu iş olsa idi, şimdiye kadar bir çok şeylerin olması gerekiyordu, demek ki eksik bir şeyler var. Bu eksik, iman hakikatlerinin bulunmaması, Evliyaullah’ın yolunun ötelenmesi; oryantalistlerin, şarkiyatçıların,yahudi-nasrani çetelerinin bize dayattığı ılımlı İslam projeleri, içi boşaltılmış İslam uygulamaları ve İhvan-ı Müslim, selefi, ışıd, el-kaide görüşleri altında bize dayatılan yaşam tarzlarıdır ki bizi muvaffakiyetten, devletten uzaklaştırmaktadır. Bu hakikati beyan eden Mir Hamza Nigari Hazretleri yolumuzu resmetmiştir;
‘Allah’ı, ehl-i beyti, Ali seven dosttanız; Ne sünnîyiz, ne şia, biz has müslümanlarız’ demiştir.

Eğer sünnîlik, yahudi-nasrani çetelerinin bize tarif ettiği, İslam kamuoyuna sunduğu gibi; el-kaide, ışid terör örgütleri gibi bir şekilde kelle kesen, radikal duruşlarla İslam’ın hassasiyetini, güzelliklerini, medeniyetini bertaraf eden bir hüviyet ise, selefi akide ile gelen bir hüviyet ise biz öyle bir sünnî yakıştırmayı kabul etmiyoruz. Veya şia nın mezhepçi, meşrepçi, irsî şekilde dayatmaları ve ehl-i beytin arkasına geçerek, fars milliyetçiliği ve İslam’a hırslarını, hınçlarını dökecek bir İslamî anlayış ise biz bunu da kabul etmiyoruz. Bizim yolumuz Evliyaullah’ın yoludur ki, ayet-i celile de Cenab-ı Hakk, ‘ Ela inne evliyaulah, la havfun aleyhim ve la hum yahzenun’ (Yunus 62).’ Ey benim kullarım uyanık olun, Muhakkak ki Allah dostları dünya ve ahirette mahzun olmayacaklar’ diye buyurmuştur. İşte has müslümanların yolu, evliyaullah’ın yoludur, Anadolu İslamı’nın temsilcilerinin yoludur. Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli, Pir Şaban-ı Veli, Hasan Hüsameddin Uşşaki ve Muhyiddin-i Arabî gibi ilim, irfan sahibi, iman sahibi , İslam ve iman hakikatlerine ermiş kişilerin felsefesi üzerine kurulacak bir devletin taliplisi, müntesipleri ve temsilcileriyiz, elhamdulillah.

Bu insanları Cenab-ı Hak, ayetin devamında ‘ Ellezine amenu ve kanu yettekun’ (Yunus 63) ‘O kimseler iman ederler’ diyerek vasıflandırmıştır. Kardeşlerim, iman hakikatlerinin önemi burada bir daha ortaya çıkmaktadır. Şeriat, şeyhülislamlık, din, diyanet camiaları İslam’ın zahirini öğretir. Tarikat, tasavvuf camiaları, dergahları ve zaviyeleri de toplumu iman hakikatlerine erdirir, eriştirir.

Bizlerin yeniden bu üçlüyü bina etmemiz, bu üçlü prensip üzerine yeni bir devleti inşa etmemiz gerekmektedir. Bir tarafta şeyhülislamlık, mektep, medrese gibi, şeriat ilimlerinin, ilm-i zahirin öğretildiği, muamelat ilminin, İslam’ın öğretildiği müesseseler; bir tarafta da Efendimiz (sav)’in hakikatine varis olan, ledünnî ilme talip olan, Allah’a maruf olan, Cenab-ı Hakkı bilen ve bulan insanların ilmine talip olmamız ve Rabbimizin gücünü, kudretini, esma-i hüsna ve sıfat-ı ulyasınından doğan bereketini arkamıza almamız ve böylece devlete talip olmamız gerekmektedir.

Müsteşriklerin, oryantalistlerin güdümünde İslam medeniyetinin muhaliflerinin, İslam medeniyetini baltalamak istemeleri ve Cenab-ı Hak ile irtibatını kesmek istemeleri sonucu ortaya çıkarılan uygulamalar; Osmanlı’nın son dönemlerinde, bu müesseselere taarruz ile içinin boşaltılması ve yanlış uygulamalarla işlevinin yitirilmesi sonucunu doğurmuş, bilahare 1925 senesi ile beraber bu zaviyeler sırlanmış, asl-î hüviyetleri ortadan kaldırılmış, böylece İslam’ın imanî hakikatlerine ulaşılamaması ve İslam toplumunun Rabb (cc)’i ile irtibatının kesilmesi sonucunu doğurmuştur.Fakat bugün gelinen noktada yine Rabbimizin lütf-u ihsanıyla bu milletin aslı, özü ve sözü tasavvuftur,iman hakikatidir. Cenab-ı Hak bu kesilen ormandan, budanan tarladan yeni bereketler ortaya çıkarmıştır.

Bugün itibari ile siyasi kardeşlerimizin verdiği mücadelede, eğer bu işin önemi kavranmaz ve bu kabadayılıkla dünya hegemon güçlerin karşısına çıkılırsa, elbette ki bu işin sonunun iyi olmayacağı muhakkaktır. Bir an evvel tarikat, tasavvuf büyüklerinin kıymetinin bilinmesi, dergahlara işlevlerinin kazandırılması, ve burada olan zikirlerin, duaların bereketinin, gücünün siyasi iktidarın arkasına alınması gerekmektedir. Eğer böyle olmaz ise, derler ya ‘çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsü hüsrandır’ gibi, bir takım sıkıntılar başımıza gelebilir. Dolayısıyla bu milletin yine özüne dönmesi, ve iman hakikatlerini, iman kuvvetini ve Rabb (cc)’inden gelen risalet, nübüvvet ve velayet kuvvetini tekrar arkasına alması, onun ile devletini kurması gerekmektedir ki, görünen noktada inşallah oraya doğru bir meyil gözükmektedir.

İçi boşaltılmış İslam, Protestanlaştırılmış din ve özünden koparılmış uygulamalarla bizim gücümüz ve kuvvetimizi çeken Yahudi ve Nasrani çeteleri, oryantalistler ve şarkiyatçılar; medeniyetler kapışmasında İslam’ın sönmesi ve İslam medeniyetinin bertaraf edilmesi ve kendi istedikleri şeytani düzenin hakim kılınması noktasında epey yol almış durumdadırlar. Buna karşı durabilmek için; tekke kültürünü, tasavvufî neşve ve muhabbeti, iman hakikatlerini; sırlanmış ve gizlenmiş İslam medeniyetini, İslam tasavvufunu yeniden ortaya çıkararak, bu gücü ve kuvveti yeniden arkamıza alıp, böylece marifetullah ilmine talip olmamız ve Seyyidina Hasan ve Hüseyin (radh. anhüma) ile sonlanmış hilafetin zahir gücünü yeniden ortaya çıkarmamız gerekmektedir. Şu anda batında devam eden İslam’ın saltanatını zahire çıkararak, yeni Osmanlı hüviyetinde, Osmanlı torunlarının kuracağı İslam medeniyetini, hüviyetini ve hakimiyetini; beklenen bu umdeleri yeniden ortaya çıkarmamız gerekmektedir ki bu da inşallah, şu anda huzurunda bulunduğumuz pirlerimizin, büyüklerimizin, usul ve erkanlarını, hayat görüşlerini,felsefelerini , Allah (cc)’a olan yakınlık ve kurbiyetlerini ve iman hakikatlerini tahsilden geçmektedir ki mesleğimiz, meşrebimiz ve gayretimiz budur. Cenab-ı Hak bu yolda yaptığımız hizmetlerde sizleri ve bizleri muvaffak eylesin, Rabbim cc inşallah İslam devleti’ni, İslam medeniyeti ve felsefesinin üzerine kurabilmeyi bizlere ve idarecilerimize nasip eylesin. Es-selamu aleyküm ve menittebealhuda

Kaç Yıldız Verirsin?:

Bir Cevap Yazın

Konu Etiket Arşivi