18.11.2016 Cuma Hutbesi

1438. İslam asrı 18 Safer Kasımpaşa Asitanesi Şeyh Fatih Nurullah Efendi hutbesi özeti:

Tasavvufî İslam, Anadolu İslamı dediğimiz şey oba kültürü ile Oğuz boylarının içine girmiş, Yesevi neşve ve muhabbeti içinde dermiş, Hacı Bektaş-ı Veli, hacı Bayram-ı Veli, Pir Şaban-ı Veli, Hasan Hüsameddin Uşşaki gibi piranın ve meşayıhın himmeti ile bu topraklarda yeşermiş ve bereketlenmiş, bu toprakların bizlere yurt olmasına medar olmuştur. Dolayısıyla bu milletin özü tasavvuftur, közü tasavvuftur, sözü tasavvuftur ki bu neşve ve muhabbet, bu ilim ve edep halkımızın yaşantısına sinmiştir.

Her sözümüz maşallahımız, inşaallahımız, eyvallahımız, subhanallahımız vs lisanımız içine giren bu ünlem ve ifadelerin hepsi, her sözümüzün zikrullah olmasını temin eden, kasten evliyaullah hazeratının, hususen dervişanın ve tekke kültürünün toplumumuzun içine saldığı müspet ifadelerdir. Dolayısıyla her anımız, her sözümüz, her düşüncemizin hayır olabilmesi için bu ifadelerin önemi elbette ki büyüktür.

Cenab-ı Hak cc ayet-i celilede, ‘Feżkurûnî eżkurkum veşkurû lî velâ tekfurûn ‘(Bakara 152) -Siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim buyurmuştur. Aslolan Rabb (cc)’i anmak ve onu hatırlamak, ve onun üzerimizdeki nimetlerini vasfedebilmektir. Bu yüzden Cenab-ı Hak (cc), ”.. in şekertum le ezîdennekum”(İbrahim 7) – Şükrederseniz nimetimi arttırırım, küfran-ı nimet ederseniz onu da elinizden alırım buyurmuştur. Bu millete, bu ümmete Cenab-ı Hakkı’ın bahşettiği en büyük nimet Anadolu İslamı’dır, Yesevî kültürüdür, Evliyaullah’ın yolu, ırsı ve mesleğidir. Biz toplum olarak bunun kıymetini bilmez, ithal öğretilere yönelir isek ki -bunun arkasında yahudi-nasrani çetelerinin, müsteşriklerin, oryantalistlerin hile ve desiseleri vardır-; bir taraftan şia, bir taraftan selefî görüşler, bir taraftan ihvan-ı Müslim’in iyi taraflarını ayıklarsak arkasında onları yönlendiren güçlerle beraber, İslam’ın yozlaştığını, protestanlaştırıldığını ve içinin boşaltıldığını görürsünüz.

Bizler bize bahşedilen en büyük nimet olan, tasavvuf neşve ve muhabbetini, Evliyaullah’ın yolunu ve ırsını eğer önceler, buna önem verir ve meyledersek; Cenab-ı Hak nimetini arttıracak ve bu millet içerisinden güzel insanları çıkaracaktır.

İslam dininin aslı velayettir, hidayettir, vuslat ve miractır. Yapılan ibadet ve taatlar, yapılan zikirler, hayır ve hasenatlar bizleri Allah’a yakınlaştırmıyor ise veya bunları yapanın böyle bir gayesi yok ise eyvahlar olsun ki, Ehlullah’ın ifadesi ile; ‘ Göçtü kervan, kaldık dağlar başında..’ Sahabe-i kiram efendilerimiz, Efendimiz’e (s.a.v.) sorarlarken derlermiş ki, hangi ameli yapalım da bununla Rabbimize yakınlaşalım, takarrub edelim; onların derdi buymuş. Yoksa gösteriş ve riyayla bir takım maddi ve manevi ibadet ritüellerini yapmak bir şey ifade etmemektedir. Önce bir yola girmek, bir hedefe kilitlenmek, sonra da o yolun ve hedefin gereklerini yerine getirmek, evliyaullah’ın yolu ve şiarıdır. Biz yolumuzu tarif ederken, mirac yolu, hicret yolu olarak tarif ediyoruz. Nasıl ki Mekke-i Mükerreme’den Efendimiz (sav) Rabb (cc) ‘nden aldığı emirle sahabesiyle beraber Medine’ye hicret etti. Bu hicret İslam Devleti’nin de bidayetidir ve bu güzel haberin de bizlere beşaretidir.

Bilahare Medine-i Münevvere’ye gelip İslam Devleti’ni kuran Efendimiz (sav), aynı zamanda ehil olan, istidatlı ve akil olan ashabına, Allah (cc)’a giden yolu da öğretmiş ve göstermiş, ta Mekke-i Mükerreme’de kendisine açılan miraç yolculuğunu haber vermiş ve Rabbimiz (cc)’in çağırmasıyla mirac farz olmuş, Efendimiz (sav)’in gitmesiyle sünnet olmuş, Efendimizin kendilerine tarif ettiği sahabe-i kiram efendilerimiz ve onlara tabii olan; tabiin, tebe-i tabiin ve silsile-i saadatımızın bu yolu kat etmesiyle beraber icma olmuş ve bizim dinimiz mirac dini olmuştur. Yakınlık ve kurbiyet olmayan, aşk, vecd ve iman olmayan bir dinin posası kalmış uygulamalarının bu milleti diriltmeyeceği muhakkaktır. Osmanlı dedelerimiz daha kuruluşun bidayetinden meşayıh’a ve tarikat-ı aliyeye hürmet etmişler, bu yola hizmet etmişler bu yolun büyüklerini öncelemişler, rol model olarak insanlığın önüne itmişler. Böylece bir şekilde tarikat ve tasavvuf yaşantısı hâl olmuş, bu topluma mal olmuş ve bu millet üç kıta, yedi düvele hakim olmuştur. Yeni bir diriliş olacaksa ve oldurulacaksa inşallah bu minval üzere, bu bize bırakılan mirasın kıymetini bilmekle, hayata geçirmek ve ihya etmekle olacaktır ki bunun da böyle bilinmesi lazımdır.

Dolayısıyla Cenab-ı Hak (cc), ‘Feżkurûnî eżkurkum .. ‘(Bakara 152) -Siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim diye madam ki buyurmuştur, bizler de o zaman bu emre itaat etmemiz, ‘ Halimiz halde iken/Zikrimiz dilde iken/Bu fırsat elde iken/ Gel hu diyelim ya hu’ diyen ehlullah’ın nutku gibi, fırsat elimizeyken Rabbimizi zikretmeyi kendimize amaç edineceğiz. İbrahim İpek Efendi’min buyurduğu gibi ‘Avamın Allah’ı zikretmesi, serçe kuşunun gagasında ceviz taşımasına benzer’ buyurduğu gibi avamın Allah ile münasebeti fazlaca olamaz, veya Allah’ı zikretmeye güç yetiremez, çünkü manevi bir cenabet hali insanları sarmıştır. Dünyanın necaseti, masivaya olan meyli bir şekilde onu kirletmiş ve Allah’tan uzaklaştırmıştır. Dolayısıyla bu milletin yeniden bir temizliğe, yeniden bu manevi cenabet, pislik hallerinden uzaklaşmaya ve yeniden Allah’ı zikredecek lisanı ve ahvalı kazanmaya ihtiyacı vardır. Bu da yeniden tasavvufî neşve ve muhabbetin diriltilmesi, tekkelerde yapılan usul ve erkanların takviye ve tavsiye edilmesi ile olacak işlerdir ki, burada elbette idarecilerimize büyük görevler düşmektedir.

Efendimiz (sav) den mürşid-i kamillere gelen feyiz, velayet suyudur. Efendimiz’e Cenab- ı Hak’tan gelen feyiz ve nübüvvet suyudur. Efendimizle kalbî irtibatlı olan mürşid ve mürşid-i kamiller kendilerine inabe ve intisab eden kişilerin iç alemlerini, batınlarını bu manevi feyiz ile yıkarlar, ve onların manevi pislik hallerini izale ederler, böylece bu insanlar Allah’ı zikredecek lisana, ahvale erişirler. Böylece almış oldukları mayeli zikir telkininin adedini çoğaltarak, ‘Her nefeste Allah adın di müdâm/ Allah adıyla olur her iş tamam’ dendiği gibi manevi terakki başlar, tekamül başlar, mirac yolu açılır ve bir şekilde Allah’a yakınlık ve kurbiyet yoluna sahip velayet toplumuna ulaşılır inşaallah. O yüzden İbrahim İpek Efendi’min dediği gibi ‘ Tepeden tepeye uçan kargadır/Yeryüzünde gezen derviş hurdadır/Ruhu lahut elinde ceset burdadır/ Aferin olsun ceberrutta cemal görene’ dediği gibi mirac yolculuğuna çıkan, cesedi beyne-n nas , insanlar arasında, fakat ruhu, seyr-i süluğu alem-i lahutta olan, ceberrut aleminde ilahi nurlara medar olan kişiler, yeryüzünde bu alemin kayyumlarıdır, çivileridir; Cenab-ı Hak (cc) kasem ediyor, ‘ Yeryüzü halkına gadap etmek isterim de yeryüzündeki dostlarım aklıma gelir , onların hatırına celalim cemale dönüşür’ dediği hüviyettedirler. Dolayısıyla bela ve musibetlerin paratoneridirler. Onların yapmış olduğu zikirler, dergahlarda yapmış oldukları usul ve erkanlar, bu arzın sigortası mesabesindedir.

İhramcızade efendi’yi bir dervişi ziyaret etmiş, sormuş: ‘Köyünüzde zikir var mı’ – ‘Bazen yapıyoruz, bazen yapmıyoruz’ deyince,
-‘Anlamam, en yakın köy 3 saat yürüme mesafesi, burda yapamıyorsanız, oraya gideceksiniz’ demiş.
ve devam etmiş, ‘Halaka-yı zikrullah yapılan bir yerin 40 km önü, gerisi, sağı, solu, tahte’l arz ve fevka’l arz Cenab-ı Hak o beldeyi bela ve musibetlerden muhafaza eder’ buyurmuştur.

İnşallah Bu dergahlarda dervişanın sayısı çoğalsın ve bütün memleketimizde Anadolu İslamı yayılsın, zikirler ve bereketler çoğalsın. Çünkü dervişan manevi bir vazife yapmaktadır, memleketimizin semavî ve arızî belalardan, düşman istilalarından yeryüzü afatlarından muhafaza olmasına inşallah medar ve vesile olmaktadırlar.

15 Temmuz badireleri, bundan sonra geçireceğimiz şeyler de bu duaların bereketiyle, burada yapılan zikirlerin, ibadetlerin bereketiyle, belki de sizlerin içinden çıkacak yiğit erlerin bereketiyle inşallah berteraf edilecek, işin nihayetinde Osmanlı ruhu ile yeni bir devlet dirilecek, diriltilecek. Bizlere düşen görev bu manada güzel bir temsil sahibi olabilmektir. Madam ki bu dergaha girmişiz, buraya kabul edilmişiz, Pir Hasan Hüsameddin Hazretleri’nin evladı hüviyetine girdirilmişiz, dolayısıyla ona layık bir evlat olmak bizlere elzem olan bir şeydir. Ahlakımız, ahvalimiz, tavırlarımız; evradlarımız, ezkarlarımız, dualarımız bizleri örnek insan olmaya itmeli ve insanları bir şekilde halimiz, ahvalimiz özendirmelidir ki inşallah bu işin güzel temsilini yaparak insanların gönüllerini bu yola celb ve cezb ederek, yeni bir dirilişin medarı, yeni bir uyanışın bidayeti olma hüviyeti bizlere verilir inşallah.

Rabbim (cc) bu minval üzere bu hizmetlerimizi daim eylesin, yaptığımız zikir ve ibadetlerimiz, ind-i ilahide makbul olsun, Rabbim (cc) rızasına muvafık eylesin, Cenab-ı Hak hepimizden hoşnut ve razı olsun. Es-selamu aleyküm, menittebeal huda

Kaç Yıldız Verirsin?:

Bir Cevap Yazın

Konu Etiket Arşivi