04.11.2016 Cuma Hutbesi

1438. İslam asrı 4 Safer Kasımpaşa Asitanesi Şeyh Fatih Nurullah Efendi hutbesi özeti:

1-) Efendi Hz.’leri zamanın(mübarek cuma günü) ve mekanın(Hz. Pir’in huzuru) önemini belirttikten sonra, dergahımızın stratejik konumunu belirtti. Şöyle ki;” Burası İstanbul’un fethinin en stratejik noktasıdır. Gemiler tepelerden aşırılıp buradaki nehre, buradan da Haliç’e indirilmiştir. Nasıl ki İstanbul’un fethi maddi yönden buradan gerçekleştiyse manevi fütûhâtın önemli bir merkezi yine burası olacaktır.”

2-) Hz. Pir’in manevi tasarrufu halen devam etmektedir. Onun beldesinden bir Cumhurbaşkanı yetişmiş ve hemen yanındaki okuldan şimdiki Başbakanımız yetişmiştir. Bunlar çok güzel ve önemli işaretler ve rumuzlardır.

3-) Uşşâkî tarikatı olarak biz de buranın ma’nevi hüviyyetini korumalıyız. Buraları manevi bir merkez olarak görmeli ve sahip çıkmalıyız.

4-) (Bu girişten sonra) Malum olsun ki bu milletin özü tasavvuftur. Bizi 1000 senedir bu topraklarda tutan maya tasavvuftur, manevi değerlerimizdir.

5-) Oryantalistler- Müsteşrikler(İslam hakkında araştırma yapıp Batı’nın islam dünyasında hakimiyetini kolaylaştıran bilim adamları, onlara İslam’ın yanlış anlaşılmasına sebep olan bilimsel çalışmalar yapan kültürel teröristler de diyebiliriz.) bu gerçeği gördüler. Bu gerçek şuydu ki; sırf camiye giden, dayanışması olmayan toplulukların onlara ve onların projelerine zararı yoktur. Dayanışma ve beraberlik gösteren güç birliği yapan tarikat ve tasavvuf cemaatleri ise onların her oyununa çomak sokacaktır. Bu gerekçeyle ilk kapattırdıkları kurumlar tarikat ve tasavvuf kurumlarıydı. Buralar toplum içindeki teavünü -dayanışmayı öldürmek ve toplumumuzu parçalamak için kapatıldı.

6-) Hz. Hasan’dan beridir İslam’ın özü ve hakiki öğretisi zahir devletinden ayrı batın hükümdarları tarafından temsil edilmektedir. Bu manevi yönetim ve tasarruf hala devam etmektedir. Onların göremediği şey bu yerlerin kapanmakla tükenmeyeceği, zaten her daim cebabireden(baskıcı yönetimler (Emevî-Abbâsî… gibi) ve o tip hükümetlerden uzak olarak varlığını sürdürmesi gerçeğidir. Hz. Hasan’dan sonra Cenab-ı Hakk Ehl-i Beyti zahir sultanlıktan, yani pislikten temizlemiş onları temiz ve tahir olan manevi aleme sultan kılmıştır. Bu sultanlık ancak Mehdî (a.s) döneminde yeniden hem zahir ve hem de batın olarak zuhur edecektir. Nitekim bir hadiste Rasulullah(sav.) söyle buyurdu: “Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah o günü uzatıp, benden bir kimseyi gönderecek. Bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, eskiden cevr vezulümle dolu olmasının aksine adalet ve hakkaniyetle doldurur.”(Ebu Davud, Mehdi 1. Tirmizi, Fiten 52.) Bize düşen bu manevi hatları ortaya çıkaracak zahiri çalışmaları yapmaktır. Manevi güzellikleri Cenab-ı Hakk bu gayretlerin bereketiyle ortaya çıkaracak bizleri de mahrum etmeyecektir.

7-) Ehl-i Beyt’in asıl temsilcileri ve samimi taşıyıcıları uzak bölgelere göç eden ehl-i beyt ailesi mensupları ve onları himayesi altına alıp koruyan ve onlara tabi olan Horasan bölgesindeki milletimizdir. O neşve ile yetişen Horasan erenleri ve Yesevi dervişleri ile bu sır Anadolu bölgesine aktarılmıştır. Şia ise ehl-i beyt muhabbetine dayandığını iddia ederek ehl-i sünnete saldırmış bunun akabinde de çeşitli sebeplerle ehl-i sünnet camia içerisinde de ‘ehl-i beyt’ muhabbetine dayanan tarikat ve tasavvuf anlayışımıza( ki bunlar da sünnidir) ters bazı görüşler ortaya konulmuştur.

8) Bizler de sünniyiz lakin bulunduğumuz ve yetiştiğimiz çevrede ehl-i beyt’in önemini öğrenemedik. Zamanla öğrendik ki ehl-i beyt sevgisi farzdır. Hz. Peygamber’in bir hadisinde şöyle buyruldu: “Size uyduğunuz takdirde benden sonra asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum. Bunlardan biri diğerinden daha büyüktür. Bu ‘Kitabullah’tır. Semadan arza uzatılmış bir ip durumundadır. Diğeri de Ehl-i beytim’dir…(Tirmizi, Menakıp 77). Ehlibeyte muhabbet vacip ve farzdır.

9-) Anadolu İslamı- Yesevi kültürü, saltanattan uzak hicret eden sahabe ve ehl-i beyt ailelerinin yaşantısı, önce Horasan sonra Malazgirt yolu ile Anadolu’ya girmiştir
Şia’dan uzak hakiki ehlibeyt sevgisi buradadır. Bunu yeniden ihya etmeli ve dört kapı kırk makam anlayışını yeniden halkımızla birlikte hayata geçirmeliyiz.
Böylece nefha-i ilahi mesabesindeki tarikat ve tasavvuf ruhu, ceset-beden mesabesindeki şeriatla bir araya gelecek ve insanı kamil ortaya çıkacaktır. İşte o zaman tarikat ve tasavvufun güzellikleri yakınlık ve kurbiyet halleri ortaya çıkacaktır. Miraç, hicret ve sefer olan tasavvufun yeniden anlaşılması yolunda bu ayında büyük önemi vardır.

10-) Bu ayda belalar ve musibetler indirilir. Lakin bunlar uğursuzluk değildir. Bizler her müşkil durumda şu ayeti okuruz. (İnna lillahi ve inna ileyhi raciun). Büyüklerimiz bunu şöyle ifade etmiştir. Hoşdur bana senden gelen/ Ya gonca gül yahut diken
Ya hil’at ve yahut kefen / Kahrın da hoş lütfunda hoş.
Bir diğer kelam-ı kibar ise şöyledir;
“Hergelen yahşidir, Rabbimizin bahşidir.”

Yine biliyorsunuz ki; “Az sadaka çok belayı defeder.” İbadet u taatlarımızı artıralım. Namazlarımıza dikkat edelim. Bu gelecek belaları mümin ve muıvahhid bir duruşla atlatıp imtihanı kazanmalıyız. Yine zikir meclisleri çok önemlidir. Bu meclislerin 40 fersahın sağına, soluna, üstüne, altına, önüne, arkasına bela ve musibetin gelmeyeceği söylenmiştir. Dergahımızdaki cuma gecesi zikrini ihmal etmeyelim.
Burada Peygamberimiz’in duasını hatırlayalım. ” Allahumme Bariklena fissafer vahtimlena bizzafer.” Allah’ım Safer ayını bize mübarek kıl. Zafer ile sonlandır.”

Bu vesileyle Cenab-ı Hakk semavi, arazi kaza, bela, musibetlerden bizleri korusun. Kederatı, bela ve musibetleri üzerimizden bilhassa Şam ve Irak arazisi üzerinden kaldırsın. İnşallah bu ayın sonu zaferlerle biter, akan kan durur. Ve nice fütuhatlara kapı aralanır. “esselamu aleykum menittebealhuda”

Kaç Yıldız Verirsin?:

Bir Cevap Yazın

Konu Etiket Arşivi